menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Karabiga: Tarihin, denizin ve gönül güzelliğinin buluştuğu yer

6 0
previous day

“Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.”

Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un bu anlamlı dizeleri, yalnızca vatan sevgisini değil, yaşadığımız topraklara, tarihimize ve bize emanet edilen değerlere sahip çıkmanın önemini de hatırlatıyor.Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde çocukluk hatıraları bugün müze olarak yaşatılan Mehmet Âkif’in bu çağrısı, aynı ilin bir başka güzel köşesi olan Karabiga’yı gezerken zihnimde yeniden anlam kazandı.

Çünkü bir memlekete sahip çıkmak yalnızca onun topraklarını korumak değildir.Tarihî eserlerini yaşatmak, doğal güzelliklerini muhafaza etmek, denizinin bereketini gelecek nesillere aktarmak ve en önemlisi o topraklarda yaşayan insanların gönüllerine dokunabilmektir.Karabiga’da bütün bunların güzel örneklerine şahit oldum.Bazı yolculuklar vardır, insan yalnızca yeni yerler görmek için çıkar yola. Bazı yolculuklar ise hiç beklemediğiniz güzelliklerle, yeni dostluklarla ve ömür boyu unutamayacağınız hatıralarla zenginleşir.

Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı, Marmara Denizi’nin kıyısında saklı bir hazine gibi duran Karabiga’ya gerçekleştirdiğimiz ziyaret, benim için işte böyle bir yolculuk oldu.Karabiga Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Elbi’nin nazik daveti üzerine, kıymetli dostlarım Ferhat Esnek ve fotoğraf sanatçısı Saime Güler ile birlikte bu güzel beldenin yolunu tuttuk.Yıllardır Anadolu’nun dört bir yanında tarihî eserlerin, kubbelerin, minarelerin ve medeniyetimizin izlerini fotoğraflıyorum. Nice şehirler, nice tarihî yapılar, nice tabiat güzellikleri gördüm.Kimi zaman asırlık bir kubbenin zirvesinde, kimi zaman tarihî bir yapının en kuytu köşesinde, kimi zaman da geçmişin sessiz tanıklığını yapan taşların arasında fotoğraf karelerinin peşinden gittim.

Ancak Karabiga’da karşılaştığım manzara yalnızca tarihin ve tabiatın güzelliğinden ibaret değildi.Burada denizin maviliğiyle insanların gönül zenginliği, tarihin ihtişamıyla bugünün samimiyeti âdeta birbirine karışmıştı.Daha ilk anlardan itibaren hissettiğim bir şey vardı:

Karabiga, yalnızca görülmesi gereken bir belde değil, gönülden sevilmesi gereken bir memleket köşesiydi.

ANTİK PRİAPOS’TAN GÜNÜMÜZE UZANAN TARİH

Karabiga’nın hikâyesi bugünden çok daha eskilere, milattan önceki yüzyıllara uzanıyor.Antik çağlarda Priapos adıyla bilinen bu yerleşim, Marmara Denizi’nin güney kıyısındaki konumuyla tarih boyunca önemli bir yerleşim ve deniz ulaşım noktası olmuştur.Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan bu topraklar, bugün de geçmişin hatıralarını yaşatmaya devam ediyor.

Tarihî kalıntılar, eski yerleşim izleri ve kültürel miras unsurları, Karabiga’nın yalnızca bir sahil beldesi olmadığını, aynı zamanda önemli bir tarih hazinesini barındırdığını gösteriyor.

Benim için tarihî bir yerleşimi ziyaret etmek, yalnızca eski yapıları görmek değildir.O taşların hangi medeniyetlere şahitlik ettiğini, hangi insanların hayatlarına dokunduğunu ve geçmişten günümüze hangi hatıraları taşıdığını anlamaya çalışmaktır.Çünkü her tarihî yapı, yaşadığı dönemin kültürünü, sanatını ve insanlarının hayat anlayışını geleceğe taşıyan sessiz bir şahittir.Karabiga’da da tarihin bu sessiz dilini dinleme imkânı buldum.Bir tarafta antik çağlardan günümüze uzanan tarihî izler, diğer tarafta Marmara Denizi’nin eşsiz güzelliği…İnsan burada geçmişle bugünün nasıl iç içe yaşadığını çok daha iyi anlıyor.

MARMARA’NIN BEREKET KAPISI: KARABİGA

Karabiga’nın beni en çok etkileyen özelliklerinden biri de denizle kurduğu güçlü bağ oldu.Marmara Denizi’nin kıyısında sıralanan balıkçı tekneleri, limandaki hareketlilik, gökyüzünde süzülen martılar ve denizin kendine has kokusu…Bütün bunlar Karabiga’nın günlük hayatının ayrılmaz parçaları.Özellikle limanda gördüğümüz büyük balıkçı tekneleri, buradaki denizcilik ve balıkçılık kültürünün ne kadar köklü ve önemli olduğunu gözler önüne seriyordu.

Karabiga, Marmara Bölgesi’nin balıkçılık faaliyetlerinde önemli bir yere sahip.Burada denize açılan tekneler, yalnızca Karabiga’nın değil, çevre yerleşimlerin ve farklı şehirlerin balık ihtiyacının karşılanmasına da katkı sağlıyor.Günün farklı saatlerinde denize açılan, kimi zaman gece boyunca çalışan balıkçılar, Marmara’nın bereketini sofralara ulaştırmak için büyük emek veriyor.Her balıkçı teknesinin ardında ayrı bir hayat hikâyesi var.Kimi zaman fırtınayla mücadele eden, kimi zaman sabırla ağlarını bekleyen, kimi zaman da günün ilk ışıklarıyla limana dönen emekçiler…Bu insanların hayatında deniz yalnızca bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir kültür ve yaşam biçimi.

Karabiga’da deniz yalnızca seyredilecek bir güzellik değil; ekmek, emek, alın teri ve bereket demek.Fotoğraf sanatçısı olarak limandaki bu hayatı gözlemlemek benim için ayrı bir heyecandı.Ziyaretimiz sırasında Karabiga Limanı’nda da kapsamlı fotoğraf çekimleri gerçekleştirdik.Bir tarafta Marmara’nın uçsuz bucaksız maviliği, diğer tarafta yan yana dizilmiş büyük balıkçı tekneleri…Gökyüzünde kanat çırpan martılar ise bu manzaranın âdeta vazgeçilmez süsüydü.Objektifimi kimi zaman limandaki büyük balıkçı teknelerine, kimi zaman denizin üzerinde süzülen martılara, kimi zaman da Marmara’nın sonsuzluğa uzanan maviliğine çevirdim.

Burada yalnızca güzel bir manzarayı değil, aynı zamanda Karabiga’nın hayat damarlarından biri olan balıkçılık kültürünü de fotoğraf karelerime taşımaya çalıştım.Çünkü her teknenin ardında büyük bir emek, her ağın ardında ayrı bir alın teri, her deniz yolculuğunun ardında bir hayat mücadelesi bulunuyor.Karabiga’nın balıkçılık faaliyetleriyle bölge ekonomisine sağladığı katkı, bu güzel beldenin önemini daha da artırıyor.

Denizin bereketi yalnızca Karabiga’da kalmıyor; balıkçılık ve ticaret yoluyla farklı şehirlerin sofralarına da ulaşıyor.Bu yönüyle Karabiga, Marmara kıyılarında üretimin, emeğin ve deniz kültürünün önemli merkezlerinden biri olarak dikkat çekiyor.Üstelik Karabiga’nın doğal zenginliği yalnızca denizden ibaret değil.Sahil boyunca uzanan manzaralar, denizin farklı saatlerde değişen renkleri, temiz havası ve çevresindeki tabiat güzellikleri, bu beldeyi huzur arayanlar için de özel bir yere dönüştürüyor.

Böylesine kıymetli bir doğal mirasın korunması, denizlerin temiz tutulması ve balıkçılık kaynaklarının gelecek nesillere aktarılması büyük önem taşıyor.Çünkü denizin bereketini yaşatmak, aynı zamanda bu toprakların geleceğini korumaktır.Karabiga’da gördüm ki deniz yalnızca kıyıları değil, insanların hayatını, kültürünü ve geleceğini de şekillendiriyor.

TARİHİN SESSİZ ŞAHİTLERİ: ULU CAMİ, TAŞ MEKTEP VE ASIRLIK MİRAS

Karabiga’nın doğal güzellikleri kadar tarihî ve kültürel mirası da insanı kendisine hayran bırakıyor.

Yıllardır Osmanlı ve Türk-İslam mimarisinin izlerini süren, kubbelerin ve tarihî yapıların bilinmeyen güzelliklerini fotoğraf karelerine taşıyan bir sanatçı olarak Karabiga’nın tarihî eserlerini yakından incelemek benim için ayrı bir heyecandı.

Benim için bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri, onun tarihî yapılarını incelemektir.Çünkü tarihî eserler konuşmaz ama anlayana çok şey anlatır.Bu ziyaretimizin en önemli duraklarından biri Karabiga Ulu Camii oldu.

Karabiga Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Elbi ile birlikte Ulu Camii’ni gezerek mimari özelliklerini yakından inceleme ve birbirinden özel fotoğraf kareleri çekme imkânı bulduk.

Tarihî yapıların her ayrıntısı benim için ayrı bir anlam taşır.Bazen bir kapının işçiliği, bazen bir duvarın dokusu, bazen de mimari bütünlüğün oluşturduğu estetik, geçmişten günümüze uzanan medeniyet anlayışının izlerini taşır.Karabiga Ulu Camii’nde de objektifimi bu ayrıntılara çevirdim.Yıllardır kubbelerin, minarelerin, tarihî camilerin ve mimari eserlerin bilinmeyen güzelliklerini fotoğraflamaya gayret ediyorum.

Her tarihî yapıda farklı bir ayrıntı, her mimari eserde geçmişten günümüze ulaşan ayrı bir iz buluyorum.Karabiga Ulu Camii’nde gerçekleştirdiğimiz çekimler sırasında da aynı heyecanı yaşadım.Çünkü benim için fotoğraf çekmek yalnızca bir görüntüyü kaydetmek değil, o yapının ruhunu, tarihini ve taşıdığı kültürel mirası gelecek nesillere aktarabilmektir.Bir yapının ihtişamı bazen büyüklüğünde değil, taşıdığı tarihî ve manevi anlamda gizlidir.Karabiga Ulu Camii de ziyaretimizde üzerinde önemle durduğumuz mimari........

© Haber7