Türkiye'de Laiklik paradoksu
Felsefe, kavramların yerli yerine konulması sanatıdır. Eğer bir kavramın tanımı ile o kavramın pratik uygulaması arasında bir zıtlık varsa, orada sadece bir uygulama hatası değil, bir "hakikat suikastı" var demektir. Türkiye’de on yıllardır sahnelenen laiklik tiyatrosu, tam da bu türden bir ontolojik ihanetin hikâyesidir. Bugün gelinen noktada, laikliği bir "din karşıtlığı" veya "dindar tasfiyesi" aracı olarak kullananların, aslında bizzat övmek için tanımını yaptıkları laik anayasal düzenin en büyük düşmanları olduğu gerçeğini, felsefi ve hukuki bir süzgeçten geçirme vaktidir.
Kavramsal Zemin: Laiklik mi, İdeolojik Tahakküm mü?
Siyaset felsefesi açısından laiklik, devletin metafizik alan karşısındaki "agnostik" tavrıdır. Laik devlet tanımı gereği aşkın (transandantal) olanla değil, somut (pozitif) hukukla ilgilenir. İlahiyat perspektifinden baktığımızda ise, "Dinde zorlama yoktur" düsturunun siyasi bir teminatı olarak ilan edilmiştir. Yani laiklik, bir Müslüman’ın namazını, bir Hristiyan’ın ayinini veya bir dindarın kılık-kıyafetini devletin tekelinden ve idarecilerin keyfi zorlamalarından kurtarıp vicdanın hür alanına teslim etmek tanımı ve muhtevasıyla ilan edilmiştir.
Ancak tanımı böyle olan ve özgürlük alanı olarak ilan edilen laiklik, Türkiye’de bir özgürlük alanı açmak yerine, dindarı kamusal alandan kovan, inancı vicdanlara hapseden ve nihayetinde "makbul vatandaş" tipolojisi üreten bir seküler din haline getirilmiştir. Burada felsefi bir safsata (fallacy) vardır: Devletin tarafsızlığı, bireyin inançsızlığına dönüştürülmüştür. Oysa devletin "dini olmaması", vatandaşın "dini olmamasını" dayatmayı değil, her vatandaşın dinini veya dinsizliğini devlet baskısı olmadan yaşamasını gerektirir.
Anayasal Paradoks: Suçlu Kim?
İşte aklın durduğu, mantığın iflas ettiği nokta burasıdır: Eğer laikliğin evrensel ve anayasal tanımı harfiyen uygulansaydı, bugün "laiklik elden gidiyor" yaygarasıyla dindarların haklarını kısıtlayanların bizzat kendileri, laik anayasal düzeni sarsmaktan ve anayasayı ihlalden mahkûm edilmeleri gerekirdi.
Neden mi? Gelin rasyonel bir muhakeme yapalım:
Anayasal bir ilke olarak laiklik, devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede durmasını ve vatandaşın inanç hürriyetini korumasını tanımı gereği emreder. Bu durumda; bir genç kızın başörtüsüyle üniversiteye girmesini engelleyen, bir memurun namaz kıldığı için sicilini........
