menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üniformasız Mehmetçik!

13 0
06.06.2026

''Kendilerine müslüman diyen ve nereden çıktığı belli olmayan bir avuç ''bedevi arap(!)'' Fırat'ın doğusunda Sasani'nin, Biladu'ş Şam'da Roma'nın huzurunu kaçırdıkları yetmezmiş gibi şimdi de Yermük'ün kapılarına dayanmışlardı! Hristiyan araplardan müteşekkil olan Gassaniler; müttefikleri Roma'ya güvenerek 629'da Mute'de müslümanlarla savaşarak mağlup olmuşlardı. O günden belliydi ki bu yeni dinin müntesipleri Roma'nın başına bela olacaktı! Tedbir almakta gecikilirse çok geç kalınabilirdi. Bu Gassaniler, Tebük'te de Roma'nın başına iş açmışlardı! Tehlikeyi sezen Roma Kralı Herakliyus ordularıyla bizzat Antakya'ya gelmiş, kardeşi Theodoros'u 200bin kişilik ordunun başına geçirerek Şam'ın öncü karargahı olan Yermük'e yollamıştı. ''Yılanın başı'' acilen ve küçükken ezilmeliydi! M.Ö 64 yılından beri 6 asırdır Şam, kutsal Roma'ya aitti! Yermük, Şam! Şam ise Roma demekti! Yermük düşerse sadece Şam kaybedilmiş olmaz, Roma'nın bütün otoritesi sarsılırdı! Hristiyan arap Gassanilerin başaramadığı şey gerçekleşmeli ve Müslümanlar mutlaka Roma ordusu tarafından durdurulmalıydı... ... Kaçınılmaz gerçekleşmiş, Murad-ı İlahi tecelli etmiş ve önünde durulamayan gürül gürül akan nehir misali Sahabe Ordusu, sayılarının az olmasına rağmen Roma'yı, Yermük'te mağlup etmişti. 200bin kişilik tam teçhizatlı Roma ordusunun karşısında 500 atlısı bile olmayan 20bin kişilik İslam Ordusu o gün nasıl bir varlık-yokluk cengine tevessül ettilerse, Kassam'ın çocukları da 7 Ekim günü o ruhla meydana atıldı ve asla geri adım atmadı! ''Vallahi sizin şarabı ve dünyayı sevdiğinizden daha fazla ölümü seven bir orduyla geldim'' diyen Halid Bin Velid gibi, çağımızın sahabe ordusu olan Kassamiler, aynı ruhla mukaddesat savunmasına karar vermiş ve Aksa Tufanı ile harekete geçmişti. Asırlar sonra aynı yürüyüşü başlatacak ateş, Gazze'den tutuşturulmuştu! Yermük, Halep, İdlib, Afrin ve Şam özgür olursa zaten bütün yollar vakti gelince Kudüs'e çıkacaktı! Çıkmıştı çünkü! Yine çıkardı! (...) 1948'de Alem-i İslam'ın kalbine bir hançer gibi saplanan siyonist rejimin en temel hedefi başta Kudüs-ü Şerif olmak üzere tüm Filistin'i müslümansızlaştırmaktı. Bulduğu her fırsatta; aşama aşama köyleri, kasabaları, şehirleri boşaltan ve Filistinlileri Siyonistler eliyle yerinden eden küresel deccaliyet; Ürdün'den, Lübnan'a, Mısır'dan Suriye'ye sınır ülkelere sığınmak zorunda kalan Filistinlileri toplu sürgünlere tabi tuttu. Sürgünlerin her bir aşamasında hicret ettikleri diyarlarda Filistin Diasporasını oluşturan Filistinli mazlumlar, en güçlü merkezlerini Suriye topraklarında ki Yermük'te kurdular. Amr Bin As'ın, Şurahbil Bin Hasene'nin, Yezid Bin Ebu Süfyan'ın, Halid Bin Velid'in, Ebu Ubeyde Bin Cerrah'ın ve nice ensar ve muhacirin at sürdüğü, küffara kılıç çaldığı, meydanlarını tekbirlerle inlettiği Yermük'te... Şeria Nehri'nin doğusunda, Şam'ın güney batısında, başkente 10km'lik mesafede, mülteci nüfusun en yoğun olduğu yerleşim yeri olan (Süryani/Kenani etimolojsinde çağlayarak gürül gürül akan su) manasına gelen Yermük, 1950'li yıllardan itibaren Filistin direnişinin fikrinin/fıkhının/fiilinin sürgün şartlarında hayata geçirildiği bir eğitim karargahına dönüştü.

Tarihsel kökeni itibarıyla adını; gürül gürül akan Şeria Nehri'nin bir kolundan ve sahabe ordularının Roma'ya karşı kazandığı o meşhur 636 tarihli Yermük Savaşı’ndan alan bu topraklar, 1957 yılına gelindiğinde bambaşka bir muharebenin cephesi oldu. 1948’de Nekbe (Büyük Felaket) ile yurtlarından, zeytin ağaçlarından ve köklerinden koparılan Filistinliler için Şam’da açılan bu yeni mevzi, dün Ashabın fetihle İLYA'ya (Roma döneminde Kudüs'ün ismi) yürümesi gibi, Kudüs'e yürüyüşün anahtarı olma rolüne evriliyordu.

Çadırlar arasında yaşama tutunarak kısa zamanda Yermük'te adeta bir şehir kuran Filistinliler; ticaret, eğitim, edebiyat ve direnişin kodlarıyla, ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle yeni bir hayat inşa ettiler. Burası onlar için artık sadece bir "mülteci kampı" değildi; vatanı ellerinden alınmış bir milletin, sınırlarının ötesinde kurduğu prototip/emsal bir vatandı. Bu yüzden Yermük, hafızalara haklı bir övünçle "Filistin Diasporasının Başkenti" olarak kazındı. Ve (serpilen tohumlar) anlamına gelen diaspora kavramı, Filistinlilerce hakkı verilen bir realiteye dönüştü. Her milletin içinde yaşadığı bir vatanı varken, Filistinliler vatanlarını içlerinde yaşatıyordu ve Yermük, direnişin merkez üssü halini alırken Siyonitler bundan aşırı rahatsız oluyorlardı. Nasıl olmasınlardı? Yermük, sürgündeki Filistin kimliğinin entelektüel, siyasi, askeri........

© Haber Vakti