Hamdetmek, şükretmek, teşekkür etmek.
Tamam, dünyada herşey her gün biraz daha kötüye gidiyor. Aile dağılıyor, gençler kendini yalnız ve çaresiz hissediyor. Dünyanın hali malum! Adalet yok, adalet olmayınca barış da olmuyor. Adalet yoksa, barış teslimiyettir. Sessizlik çıdam olmuş, öfke yüklü kalabalıkların çileli sessizliğidir.
Hava, su, toprak zehirlendi. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar hasta. Beynimiz, kalbimiz, midemiz ve damarlarımız işgal altında. “Her doğan günün bir dert olduğunu” insan bu günleri yaşayınca anlıyor. Her gelen gün adeta geçen günleri aratıyor.
Gazze’de, Lübnan’da kan durmuyor. ABD-İran savaşı duracak gibi değil. İslam ülkelerinin liderciklerinin pek çoğu Satanist, Pedefolik, Siyonist Epstein lobisinin şerrinden korktuğu kadar, Allah’tan (cc) korkmuyor sanki. Siyasi emellerinin bu çetenin emelleri, şahsi çıkarlarını Kapitalist-Siyonist lobinin çıkarları ile tevhid etmiş VIP ve CIP’ler uluslararası sistemin açtığı yolda, gösterdiği hedefte yürümeye devam ediyorlar.
Bu ahval ve şerait altında bize düşen görev ne? Bir kere teslim olmak yok. Yalnız değiliz. Şeytan ve onun ins ve cin müttefikleri; biz aklımızı, imanımızı, ahlakımızı korur, “Allah’ın ipi”ne sımsıkı tutunursak bize bir zarar veremezler. Başımıza gelen musibetler ya kendi hatalarımızın bir sonucudur, ya bir imtihan gereğidir, ya da Allah (cc) o birilerini başımıza musallat ederek, bizim ellerimizle onları cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir. Eğer biz harekete geçmez, Allah (cc)ın iradesi içinde gerçekleşen bu işlere karşı O'nun rızasına sığınarak bu zalimlere karşı direnip onlarla cihad etmezsek, Allah (cc) haksızlıklar karşısında susanları; onların eli ile cezalandıracak, direnenlerin eli o zalimleri cezalandırıp, mazlumlara yardım edecek, onları rızasının tecellisinin vesilesi oldukları içinde rahmet ve bereketi ile ihsanda bulunacak, yolun sonunda ise onları cennetine kabul edecek.
Hayır da, şer de Allah’ın (cc) iradesine bağlıdır. Allah cc her şeyi görmekte, duymakta, bilmektedir. Kadir-i mutlak olan Allah’ın (cc), eşi, benzeri, ortağı yoktur, Kader’e rızg’a ve Ecele hükmeder. Onun iradesi dışında hiçbir şey yoktur. Ve madem böyle bir İlahımız ve Rabbimiz var, o zaman ne gam. Değil mi ki Ecel’imizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, Rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Kaderimizden başka bir kaderimiz de yok. Bu kaderi, Cennet bize gösterilince “elestü bezmi”nde, “Galu bela zamanı”nda biz seçtik. O gün cennetin ihtişamı karşısında şu kısacık ömrün meşakkatini küçümsedik de bize teklif edilen emaneti yükleniverdik. Oysa bu emanet taşınması zor bir emanetti. Allah’ın (cc) rızası için karşılığında malımızı, canımızı, sevdiklerimizi feda etmeyi göze almamız gerekiyordu. Sonra dünyaya gönderilince dünyanın malı, mülkü, saltanatı, şehveti başımızı döndürdü. Bu defa da........
