AHİLİKTEN TEFECİLİĞE: NEREDEN NEREYE GELDİK?
Ahilik Haftası'nda sormamız gereken en önemli soru şu: Biz esnaflığı mı kaybettik, yoksa esnaflıkla birlikte ahlakımızı mı?
Ahilik sadece bir meslek teşkilatı değildi. Ahilik; dürüstlük, helal kazanç, güven, dayanışma, kardeşlik ve insan yetiştirme anlayışıydı.
Eskiden esnaf olmak, dükkân açıp mal satmaktan ibaret değildi. İnsan önce bir ustanın yanında çırak olur, mesleği öğrenirken ahlakı da öğrenirdi. Usta, çırağına yalnızca işin nasıl yapılacağını değil, insanın hakkına nasıl saygı gösterileceğini öğretirdi.
“İnsanları kandırma.”
“Helale haram katma.”
“Komşu esnafın hakkına girme.”
“Gözün müşterinin cebinde değil, kendi emeğinde olsun.”
İşte eski esnafın terbiyesi buydu.
FATİH SULTAN MEHMET'İN ESNAF RİVAYETİ
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethinden önce halkın arasına karışıp esnafı dolaştığına dair meşhur bir anlatı vardır.
Rivayete göre Fatih, bir esnaftan alışveriş yapmak ister. Esnaf, Fatih'in istediği malın tamamını kendisine satmak yerine, “Benim malım bu kadar, kalanını komşumdan alın” diyerek müşterisini diğer esnafa yönlendirir.
Bu anlatının tarihî ayrıntıları farklı şekillerde aktarılabilir. Fakat asıl önemli olan olayın kendisinden çok, bize verdiği mesajdır:
Esnaf, komşusunun da kazanmasını düşünüyordu.
Bir esnaf diğer esnafı rakip olarak değil, meslektaşı ve kardeşi olarak görüyordu.
Bugün ise insan bazen kendi kazancını artırmak için karşısındakinin zarar etmesini normal görebiliyor.
İşte Ahilik ruhuyla bugünkü anlayış arasındaki fark burada ortaya çıkıyor.
TERAZİ BOZULURSA SADECE MAL EKSİLMEZ, GÜVEN EKSİLİR
Eski esnafın terazisi sadece dükkânda değildi.
Asıl terazi vicdandaydı.
Bir kilogram bir kilogramdı.
Bir metre bir metreydi.
Ayıplı mal ayıplı maldı.
Kusurlu ürün müşteriden saklanmazdı.
Çünkü esnaf bilirdi ki müşterinin hakkı, kendi kazancının bereketidir.
Bugün ise bazı yerlerde eksik tartmayı, eksik ölçmeyi, malın kusurunu gizlemeyi, müşterinin bilgisizliğinden........
