YİNE
Bir cümlenin başına “yine” geldiğinde, çoğu zaman devamında neyle karşılaşacağımızı az çok biliriz.
Yine aynı ihmal. Yine aynı kabalık. Yine aynı haksızlık. Yer değişir, insanlar değişir, ayrıntılar değişir; olay ise tek başına gelmez. Daha önce yaşananları da yanında getirir. İlk karşılaşmada bizi durduran bir şey, tekrarlandığında aynı şaşkınlığı yaratmaz. Bir süre sonra yalnız yaşanana değil, onun bir kez daha yaşanmış olmasına da tepki veririz.
“Yine” küçük bir kelime ama güçlü bir hafızası var. Bunun daha önce de olduğunu tek başına söyler. Yeni olanı geçmiştekilerin yanına koyar; ayrı bir olayken serinin son halkasına dönüştürür.
Tekrarın şaşkınlığı azaltması kendi başına tuhaf değildir. Bir sokağa, bir sese, yeni bir çalışma düzenine alışabiliriz. Buradaki alışma, tekrar eden bir şeyin üzerimizdeki ilk etkisinin azalmasıdır. Fakat sıradan olmaması gereken bir şey söz konusu olduğunda başka bir kelimeye ihtiyaç duyarız: kanıksamak. Kanıksamada yalnız şaşkınlık değil, tekrarın etkisiyle rahatsızlık ve yadırgama da zayıflamaya başlar.
Bu ayrım önemli. Çünkü şaşırmamak, kanıksamakla aynı şey değildir. İnsan bir haksızlığın yeniden yaşanmasına şaşırmayabilir ve onu hâlâ yadırgayabilir. Hâlâ yanlış bulabilir, kızabilir, itiraz edebilir. “Şaşırmadım” bazen yalnızca “Bunun olabileceğini artık biliyorum” demektir.
Sık rastlananla kabul edilebilir olan aynı şey değildir.
Bir davranış yüz kez tekrarlanınca daha doğru olmaz. Bir ihmalin yıllardır sürmesi onu işleyişin doğal parçasına dönüştürmez. İnsanların birbirine hoyrat davranmasına sık rastlamak da hoyratlığı insan ilişkilerinin kaçınılmaz biçimi yapmaz. Değişen çoğu zaman olay değildir; onun karşısındaki ilk........
