EMEKLİ MİSİN? NERDEN BİLDİN YEGEN?
“Nerden bildin?” Dedi yegen. Sıcak bir Ağustos günüydü. Bir ağacın gölgesinde, belediye bankında derin derin düşünürken gördüm onu. Kilolarca desem az olur, tonlarca ağırlık vardı sanki omuzlarında. Üstünde rengi solmuş mavi bir gömlek, yine renginden çok eski olduğu anlaşılan bir siyah şalvar ve ayağında eski zamandan kaldığı belli olan sivri burun yumurta topuk bir ayakkabı vardı. Saç ve sakalı beyazlar içindeydi. Ağustos'tu, kar falan da yoktu. Belli ki seneler yağmıştı başına. Hem başına hem yaşına. Soluklanayım diye selam verip yanına oturdum. Kısa hoş beşten sonra, “burada oturmuyorsun galiba yegen?” diye sordu.
“Nerden bildin dayı?” Dedim.
“Giyimine, konuşmana bakılırsa burada oturmadığın belli yegen.” Dedi.
İşimi, medeni halimi vs. falan birçok soru sodu. Bende yanıtladım. Sohbet koyulaştıkça koyulaştı.
“Emeklisin galiba?” Dedim dayı.
“Nerden bildin? Dedi yegen.
“Uzaklara derin derin bakışından, omuzlarının aşağıda oluşundan, çaresizliğinin yüzüne vuruşundun, ellerinin nasırlı oluşundan. Daha sayayım mı dayı?” Dedim.
“Bu kadar yeter yegen.” Deyip derin bir ah çekti. Başladı ondan sonra konuşmaya.
Zamanında bende senin gibi gençtim yegen. Çuvallar taşırdım sırtımda, sincap gibi ağaçlara çıkardım. Yıllarca çalıştım da çalıştım. Gençken herkes seninle konuşur, soranın çok, değerin bol, kıymetin kıyamet gibi olur. Yaşlanınca böyle değersiz oluyorsun işte. Hele emekli olunca, dünyanın en değersiz insanı oluyorsun. Aldığın paraya, yaşına göre........
