KANDİLLER KUTLAMALARINA NEDEN KARŞI ÇIKILIYOR
Son yıllarda sosyal medya mecralarında ve bazı akademik ya da bireysel din söylemlerinde, Kur’an-ı Kerim’de açıkça ismi geçen Kadir Gecesi dışındaki Regaip, Miraç, Berat ve Mevlit gibi kandil gecelerinin dinde yerinin olmadığı, bu gecelerin sonradan uydurulduğu ve dolayısıyla kutlanmaması gerektiği yönünde keskin ve dışlayıcı bir dille sıkça karşılaşılmaktadır. Dini yalnızca soğuk, teorik ve metinsel bir kalıba sığdırmaya çalışan bu "şekilci" yaklaşım, ne yazık ki İslam’ın Asr-ı Saadet’ten bu yana Anadolu topraklarında kazandığı irfanı, kültürel ve toplumsal boyutunu göz ardı etmektedir.
Din; sadece yasaklar, kurallar ve şekil şartlarından ibaret mekanik bir yapı değildir. Din, aynı zamanda insanı dönüştüren, toplumu bir arada tutan, sevgi, merhamet ve dayanışma duygularını besleyen canlı bir organizmadır. Kandil geceleri de bu canlılığın ve toplumsal hafızanın en parlak nişanelerinden biridir.
Kandillerin kutlanmasına karşı çıkan söylemlerin en büyük zaafı, bu geceleri dini bir "farz" ya da "zorunlu ibadet" gibi sunulduğu varsayımından yola çıkmalarıdır. Oysa yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan hiçbir Müslüman, Berat veya Regaip gecesini Ramazan orucu ya da beş vakit namaz gibi farz bir ibadet olarak görmemiştir. Kandiller, ibadete tahsis edilen zorunlu birer ritüel değil; aksine manevi bir iklimin, hatırlamanın ve toplumsal iyileşmenin araçlarıdır.
"Kur’an’da geçmiyor" gerekçesiyle asırlık bir geleneği silip atmaya çalışmak, dini sosyal ve kültürel bağlamından koparmak demektir. İnsan psikolojisini........
