Kendi şişesinden çıkmalı, ama çukura da girmemeliydi
Yağmurlu günlerde zamanı iyi geçirmek, belki herhangi bir sosyal medyadan kaçmayı becerebilmekti. Belki de telefonsuz yaşayabilmeyi becerebilmekti.
Bu ikinci becerinin gerçekleşme ihtimali günümüz gerçekliğinde zaten
imkansızdı. Çünkü günümüzün akıllı telefon denilen cihazlarında onca sosyal resmi iletişim grubu vardı.
Ve onca resmi işlem telefon ve bilgisayarlar ile yürütülüyordu. Vergi ve trafik
cezaları, gecikmiş banka ödemeleri buradan erkence hem öğreniliyor hem de
ivedi olarak ödeniyordu. Borç ihtiyacı hasıl olunan zamanlarda, bankaya
gitmeden cep telefonundan kredi kullanılabiliyordu.
Bir de zorunlu üye olunmayan, ancak sosyal zaruriyetten dahil olunan sosyal
medya grupları vardı. Orada bazen eğlenceli fazlası kırıcı olabilen klavye
kavgalarının, bazen tanığı, bazen de mağduruydu. Nihayetinde sosyal medya yirmi dört saatinden mutlaka bir zaman çalmayı beceriyordu.
Aslında toplumsal potansiyelin çok altında takipçisi vardı. Takip ettiği kişi
sayısı da çok azdı. Ama takip etmediği ya da takipçisi olmayan birçok garip
isimli adreslerden kendisine ilginç resim ve videolar gönderiliyordu. Ne kadar
izlemekten kaçınsa da, yorgun uykusuz gözler o resim ve videolara kayıyordu.
Bir nisan günü yağmurlar sağanak halde yağıyorken, sosyal medya da yağmurla
yarışırcasına sağanak halde ona video gönderiyordu.
Bu sağanak altında takipçisi olmadığı garip isimli bir kişiden bir video önüne
düşü verdi. Video altında ‘ … cin çukuruna giren........
