İsrail’in açık istihbarat ve gizli ajan devşirme yöntemleri-2
Bu gibi hadiselerde iş gelip kişinin zafiyetlerine ve zayıf noktalarına dayanmaktadır. Davranışlardaki herhangi bir bozukluk veya karakterdeki zaaflar, kişisel menfaatlerin ön planda tutulması, örgüt içi ihtilaflarda keskin tavırlar vs söz konusu kişinin devşirilmesi için potansiyel hedef ve muhtemel bir devşirme adayı olmasının yolunu açabiliyor.
Eskiden, çok çok eskiden istihbarat faaliyetleri karanlık ortamlarda ve esrarengiz bir tarzda yürütülürdü. Ajan yahut casuslara sahte kimlikler ve evraklar düzenlenirdi. Onlarca yıl boyunca temel prensip şuydu: Mutlak gizlilik içinde ve kimsenin göremeyeceği ortamlarda, halk diliyle duldada ve gölgede iş yapmak; hedef topluluk, örgüt, dernek, oluşum, zengin ve şöhretli bir aile yahut belli bir meslekte nam salmış azınlık bir grubun/kümenin içinde kendini belli etmeden bulunmak suretiyle arzu edilen bilgileri elde etmek.
Günümüzde değişen teknikler ve farklı ilişkilere ayak uydurup yüksek teknolojiden yararlanan şimdiki istihbarat teşkilatlarının çoğu tam gizliliğe dayalı geleneksel yöntemlerden ziyade açık veya yarı açık istihbarat faaliyetlerine ağırlık vermekteler. İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD da aynı yöntemi tatbik etmektedir. Söz gelimi Arap başkentlerinde kullandığı ajanlar ve kurduğu casusluk şebekeleri vasıtasıyla belirlenen yerlere dikilen, konulan veya yerleştirilen cihaz ve aletler sayesinde lojistik hakkında ve siber alanlarda gerekli bilgiyi temin etmekteler.
Pegasus casus yazılımı (Pegasus spyware) adında, devletler tarafından kullanılan ve “sıfır tıklama” yöntemiyle bulaşan çok pahalı ve gizli bir siber silah sisteminden çokça bahsedilmektedir. Sıradan bir vatandaşın Pegasus ile izlenme olasılığı son derece düşüktür. Bu yazılım devletler tarafından sadece gazeteci, aktivist veya üst düzey siyasetçilere karşı özel olarak kullanılmaktadır. E-posta linkine tıklamanıza bile gerek kalmadan, arka planda hiçbir belirti vermeden çalışabilmesiyle ünlenmiştir.
Yazılımı üreten NSO Group isimli bir İsrail siber-silah firması, bu buluşunu birçok devlete ve NATO bağlantılı ülkelere de satmıştı. 2021 yılında bu yazılımın yol açtığı istihbarat/casusluk skandalı dünyanın dört bir yanında tartışılmış; ABD’nin milli güvenliğini tehdit ettiği de söylenmişti.
Medyaya sızan bilgilere göre Pegasus yazılımının yaklaşık 50 bin kurbanı arasında şunlar da vardı: Fransız Devlet Başkanı Emanuelle Macron ile bazı bakanları; Güney Afrika, Irak, Fas ve Mısırlı yetkililer ile şahsiyetler; Meksikalı ünlü aktivist Raymundo Ramos; bazı Sırbistanlı gazeteciler; Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro.
2019 yılında WahtsApp kullanıcısı 1400 kişinin yazışmalarını hack yoluyla elde edip izinsiz kullanan NSO Group aleyhinde 2025’te açılan bir dava sonucunda bu İsrailli firma hakkında WhatsApp’a 167 milyon dolar ödeme cezası kesilmişti.
Haziran 2026’da İsrail’in casus yazılım veya uzaktan izleme cihazları ile Trump ekibinin (Damat Jared Kushner ile özel temsilci Steve Witkoff’un) İran heyetiyle gizli görüşmelerini dinlediği ortaya çıktı. ABD, bu casusluğu “zorda bırakıcı, can sıkıcı” olarak nitelemişti.
Irak Çölü’nde keşfedilen casusluk istasyonunun varlığı ise İsrail’in artık daha modern teknolojik yöntemlerle ve neredeyse açıktan açığa istihbarat topladığının kanıtı sayılmıştır. ABD ile askeri işbirliği çerçevesinde ortak lojistik hattından sağlanan bu tür istihbaratın pekâlâ ülkenin diğer bölgelerindeki askeri üs ve tesislerde de bulunma ihtimali Iraklılar arasında tartışılmaktadır.
The New York Times gazetesine bakılırsa; Irak hükümetiyle varılan anlaşmalar sonucu kurulmuş olan hava üsleri ile havadan ikmal istasyonları normalde bölgedeki çatışmalar sırasında daha çok barışçıl amaçlara hizmet etmektedir. Burada tartışılması gereken asıl nokta ise casusluğun İsrail siyasetine hizmet edecek tarzda kurgulanmış olduğudur.
Nitekim Amerikan gazeteleri New York Times ile Wall Street Journal, güvenilir uluslararası raporlara dayanarak şunu yazdılar: İsrail, askeri ve istihbarat merkezlerini/istasyonlarını Irak’ın batı çölünün derinliklerinde kurup sabitledi. Bunlardan biri El Nuheyb (El Anbar vilayetinde bir kasaba), diğeri Necef kırsalındaki mıntıkalar olarak bilinmektedir.
Bu istasyonlardan yapılan enformasyon, bölgedeki bir casusun normalde şifreli olarak gönderdiği istihbarat bilgilerine hiç benzemiyor. Tam tersine, açık istihbarat toplamaya yarayan her türlü cihaz, alet ve edevatla donatılmışlar. Ek olarak radarlarla İHA-SİHA ve savaş uçaklarına lojistik sağlamak için inşa edilmişler.
Kısacası bu istasyonlar yapay zekâ ve dijital veri toplama gibi araçlarla kurulu olduğu araziyi tam bir denetim altında tutma ve çevreyi gözetleyip kontrol etme kapasitesine sahiptir. Ayrıca Netanyahu’nun talimatıyla Ofek serisi adı altında imal edilip 2025’te uzaya gönderilen uydu araçları vasıtasıyla yerkürenin doğal döngüsünü bile gözleyebilmektedirler. Pegasus casus yazılımını da eklediğimizde siber saldırı programının gerçek gücü ortaya çıkmaktadır.
Bütün bu cihaz ve aletler, her türlü malumatı sağlamak suretiyle tehlikelere karşı İsrail’e büyük bir bağışıklık kazandırmanın yanı sıra geleneksel anlamdaki casusluk risklerini de bertaraf etmeye yaramaktadır. Bölgedeki altüst oluşlarla köklü değişimler, İsrail’in insan unsurunun yanı sıra teknoloji sayesinde açık istihbarat elde etmesini giderek kolaylaştırmaktadır.
Görüldüğü üzere teknolojinin açık istihbarat toplamada bir silah olarak kullanılmasının imtiyazı şimdilik İsrail’in elinde sayılmaktadır.
Vazgeçilmez insan unsuru ve Münih Katliamı Yukarıda teknolojinin açık istihbarattaki başat rolüne değindik. Yine de bütün bu teknik buluş ve icatlara rağmen insan unsuru, neredeyse vazgeçilmez birincil istihbarat kaynağı olarak görülmektedir.
Yazımızın birinci bölümünde İsrail istihbarat teşkilatının düşman örgütler (Hamas ve Hizbullah gibi) ve devletler (İran, Suriye, Irak, Mısır ve Türkiye gibi) arasında ajan devşirme faaliyetlerine değinmiştik. Burada ise yine Filistin ve Lübnan örneklerinden yola çıkarak hangi yol ve yöntemlerle ajan devşirildiğini veya hedefteki bireylerin niçin ve nasıl ajanlaştıkları hususunda örnekler vereceğiz.
Malum, Filistin direniş örgütleriyle İsrail arasındaki ölümcül mücadele 1960’ların ortalarından itibaren tırmanarak devam etmektedir. Kavganın tepe noktasını ise 5 Eylül 1972 tarihinde Almanya’nın Münih kentindeki Olimpiyat Köyündeki olaylar teşkil etmiştir.
El-Fetih ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) bağlantılı gizli bir yapı olan Kara Eylül (Black September) örgütüne mensup 8 silahlı militan, 1972 Yaz Olimpiyatlarına katılan İsrail takımının kaldığı köyü basarak 2 İsrailli sporcuyu olay yerinde öldürmüş, 9 İsrailliyi rehin almıştı. Alman polisinin Fürstenfeldbruck Havaalanı’nda gerçekleştirdiği başarısız kurtarma operasyonu sonucunda tüm rehineler, 5 saldırgan ve bir Alman polisi hayatını kaybetmişti.
İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD, bu hadise karşısında Filistinli hedeflere yönelik bir dizi misilleme yapmıştı. Olayın ayrıntıları için Şubat 2021’de yayınlanan İndependent Türkçe gazetesinde yayınlanan bana ait iki makalenin linkini vereyim: https://www.indyturk.com/node/316446/; https://www.indyturk.com/node/317046/)
Bu tür misillemeler genelde ciddi askeri ve emniyet operasyonlarını gerektirir. Önceden devşirilip ayarlanmış yerli veya yabancı ajanlardan gerekli bilgiler alınmadan operasyon yapmaksa imkânsızdır.
O tarihte MOSSAD (ve arkasındaki Amerikan/İngiliz istihbarat teşkilatları) ile Mısır, Suriye, Filistin (FKÖ) ve diğer bazı Arap devlet istihbarat servisleri arasındaki mücadele, çoğunlukla insan kaynaklarına dayalıydı yani ajan, çift yönlü ajan (köstebek) veya karşı ajan gibi elemanlar aracılığıyla yürütülmekteydi.
Yakın dönemdeki bir örneğini ise İsrail ile İran arasındaki istihbarat kapışmasında görmekteyiz. (Kaynak: 2022 https://www.indyturk.com/node/525696/ ile 30 Haziran 2022’de Numedya24.com sitesinde yayınlanan “İran-İsrail savaşının görünmeyen amansız çatışmaları” isimli makalem)
Özetle, istihbarat teşkilatları bu gibi işleri kotarmak için hasım ülkelerden ve düşman........
