Annelik: Gen aktarımı mı, insanlığın vicdanı mı?
Bosch’un bir televizyon reklamında köpeğe “Oğluşum” denmesi üzerine, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "Annelik, reklam diline indirgenerek değersizleştirilecek bir kavram değildir" diyerek tepki gösterdi. RTÜK Başkanı Mehmet Daniş de durumdan hemen vazife çıkardı, "Anne-evlat bağı gibi derin, kurucu ve toplumsal devamlılığın temelini oluşturan bir değerin, ticari kaygılarla esnetilmesi, sembolleştirilmesi ve sıradanlaştırılması kabul edilemez" diyerek reklam hakkında inceleme başlatıldığını açıkladı.
Oysa bizim bildiğimiz, kapitalist reklamcılığın temel refleksinin, kutsal dahil her türlü toplumsal değeri duygusal bağ kurmanın bir aracına çevirdiği. Coca-Cola’nın her Ramazan tekrar eden reklamlarını hatırlıyoruz: İftar saatini bekleyen kalabalık aile sofraları, topun patlamasıyla açılan ilk Coca-Cola şişesi ve manevi atmosferin gazlı bir içecek tüketimiyle iç içe geçirildiği o neşe dolu sahneler…
Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin tasfiyesi için yemin etmiş bir iktidarla kol kola olan şirketlerin, her 10 Kasım’da ‘Sonsuza Kadar Yaşayacaksın’ sloganlarıyla sahte bir minnet gösterisine girişmeleri…
[Hayat damarlarından biri dini ve kutsalı siyasi araç hâline getirmek olan bir iktidarın bu konudaki duyarlılığı oldukça ironik. Görünen o ki mesele kutsalın istismar edilmesi değil, bunun kendileri dışında birileri tarafından yapılması.]
Peki annelik kutsal mı? Eğer anneliği, doğurduğu çocuklar için her türlü fedakarlığı yapmak olarak tanımlıyorsanız, bana göre bunda bir kutsallık yok. Çünkü doğadaki pek çok canlı aynı şeyi, üstelik daha dramatik yollarla yapıyor. Örneğin dişi ahtapotlar yumurtalarını bıraktıktan sonra mağarasına çekilir ve aylarca orada kalır; yemeden, içmeden, sadece bekleyerek. Yumurtaları temizler, üzerlerine su üfler, avcılardan korur. Bu süreç bazen altı ayı aşar. Yavrular çıktığında anne ahtapot artık tükenmiştir ve kısa süre sonra ölür. Anne karadul örümceği, yavruları belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar onları besler. Ama bir noktada yavrular anneye saldırır ve onu yer. Anne kaçabilecek güçte olduğu halde kaçmaz, kendi bedenini yavrularına besin olarak sunar. Stegodyphus örümcekleri de benzer bir kaderi paylaşır. Anne, yavrularını beslemek için kendi iç organlarını eritir. Önce sindirim sıvılarını salgılar, ardından bu sıvı kendi dokularını çözmeye başlar. Anne gerçek anlamıyla içten dışa eriyerek sıvı bir besin bulamacına dönüşür ve yavruları tarafından........
