Huzurlu diyarlara yolculuk
Arkadaşlar bu hafta sizi, çok uzaklara, bombasız, kansız, sessiz, dertsiz, zamsız diyarlara götüreceğim. Yolculuğu “Sihirli Halı” ile yapacağız. Ücret yok. Onca yol ve mutlu düşler bedava. Sadece acele edin ve halıdaki yerinizi alın. Hazırsanız yolculuk başlıyor. Kemer takmanıza gerek yok.
Tundra, tayga, Paraná, pampa...
Bu kelimeleri ne zaman duysam, içim cızz eder, alır başımı giderim. Durduğum yerde görünmez olurum. Gitme duygularımı dizginleyemem.
Benim için dört sihirli sözcük...
Ne zaman biri bunları kulağıma fısıldasa, kendimi uzak coğrafyalara doğru giderken düşlerim.
Dur durak bilmez bir yolculuğa çıkarım.
“Tundra” sözcüğü, onu görmeden önce bende hep yalnızlığı çağrıştırırdı. Sözlükteki karşılığının, "bir başınalık, mutlak sessizlik" olmasını isterdim. Gördükten sonra da bu yargılarım değişmedi.
Tundralarla, Alaska'nın Kuzey Kutbu'na yakın bölgelerinde tanıştım. Göz alabildiğine uzanıp giden hayalet topraklardı. Üzerinden yosunların sarktığı, çam benzeri yapraksız, çelimsiz ağaçlar, bu hayalet toprakları yuva bellemişti.
Dallarında ne bir kanat sesi ne de hışırtılı bir esinti vardı... Öylesine yapayalnız ve sessiz topraklardı ki...
Nereye baktım, niçin baktım, neden baktım, bilmiyordum... Uçsuz bucaksız topraklarda bir tek ben vardım. Dünya üstünde, yapayalnız kalmış gibi hissettim kendimi.
Kıyısında oturduğum bataklığın hemen yanında gördüğüm koca pençe izleri, hüznümü korkuya döndürdü. Koca bir ayı, biraz önce burada kana kana su içmişti. Onu göremiyordum, ama buralardaydı.
Her an karşıma çıkabilecek dev boz ayının korkusu, Kutup'tan kopup gelen kuzey rüzgârının soğuğuyla birleşince, soluğu karavanımda aldım. Kapılarımı kilitleyip, dünyanın tepesinde bir başına kalmanın keyfini, bir süre daha yaşadım.
Daha sonra, tundraları boz ayıya emanet edip, Alaska'nın Kuzey Buz Denizi kıyısındaki Barrow kentine gittim. Tam karşı kıyıda, Kuzey Kutup Dairesi vardı!
Kentin sakinleri olan Eskimolar, geldiğimin farkına bile varmadılar. Onlar, topraklarını kaybetmenin hüznünü alkolde söndürüp, dünyanın en uzak noktasında yalnızlığı yaşıyorlardı.
Yanı başlarındaki sessiz ve kimsesiz tundralara benziyorlardı.
Amerika'nın asıl sahibi Kızıderilileri de, tıpkı böyle görmüştüm: Onları da alkol esir almıştı. Yok oluşları mutlaklaşmıştı.
Alaska'nın sahipleri Eskimolar da aynı kaderi paylaşıyorlardı.
Onlar da alkol batağında teker teker yok oluyorlardı. Bu, Amerika'nın uyguladığı bir tür "kansız soykırım" mıydı?..
Tundraları ne zaman düşünsem, aklıma hep yalnızlık, Alaska'nın kuzeyi ve konuşmayan Eskimolar gelir.
Tundralar beni sessizliğe uçurur.
TAYGAYI DUYDUĞUMDA, İLİKLERİME KADAR ÜŞÜRÜM
Sibirya gelir aklıma, bembeyaz karlar gelir. Kulaklarıma dondurucu rüzgârın uğultusu dolar. Taygaları da Alaska'da gördüm. Ama oralar, benim düşlerimdeki topraklar değildi.
Etrafta ne kar ne de dondurucu rüzgar çığlığı vardı. Dikenli bitkilerle........
