Kızım
Türkiye bir yandan derin bir ekonomik krizle boğuşurken, diğer yandan da ülkedeki hukuk ve adalet sistemi alarm veriyor. Bu yalnızca benim değil, toplumun geniş kesimlerinin ortak değerlendirmesi. Bugün hangi araştırma şirketinin verisine bakarsanız bakın, ülkenin en önemli iki sorunu uzun süredir bu iki eksende şekilleniyor.
Bu sorunlar günlük hayatımızın sınırlarını net bir şekilde tanımlıyor; günlük hayatımızı sürdürmek için neleri satın alabileceğimiz ve tüketebileceğimiz, bunlar için nerede ne kadar harcayabileceğimiz hep gün geçtikçe daralan ekonomik yeterliliğimizle belirleniyor. Günlük hayatımız yıllara yayılan ekonomik krizin bizi taşıdığı derin yoksullaşma süreci içinde sınırları kalın hatlarla belirlenmiş ve kalitesi düşmüş hayatlara mahkûm ediyor.
Bunun dışında hepimizin başta hukuk ve adalet olmak üzere birçok temel toplumsal kurumla sorunu var. Bu kurumlara güvenimizi yitirdik, devletle aramızdaki toplumsal sözleşme bozuldu; en azından toplumun bir kesimi böyle hissediyor. Eski toplumsal sözleşmenin yerini alan kuralsızlık ve cezasızlık hali, hayatımızı anomik bir kuşatmanın içine hapsederek yeni sınırlarla kuşatılmasına neden oluyor.
Bu iki temel sınırlamanın dışında, hayatımızı belirleyen bir başka önemli alan da özgürlüğümüz, daha doğrusu özgürlüklerimiz üzerine kurulan sınırlamalar.
Özgürlükler üzerine olan sınırlamaları kendi içinde farklılaştırarak ve nedenlerini iyi tanımlayarak değerlendirmek gerekiyor.
Bunların bir kısmı, şimdi paylaşacağım........
