menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyal demokrasinin çıkmazı

14 0
11.10.2026

Dünyanın dört bir yanında merkez sol partilerin güç kaybettiği bir dönem yaşıyoruz. Oy oranları, üye sayıları, parlamento güçleri ve topluma nüfuz etme kapasiteleri geriliyor. Temsil etme iddiasında oldukları toplum kesimleriyle, yani emekçiler ve dezavantajlılarla aralarındaki aidiyet ilişkisi ve bu kesimlerin taleplerini hayata geçirme kapasiteleri neredeyse ortadan kalkmış durumda. Daha önemlisi düşünsel anlamda içinde bulunduğumuz karanlık dönemden çıkışa dair tek bir gerçekçi alternatif ortaya koyamıyor, adeta geçmişin altın günlerine özlem ile yok olmamak için hegemonik söyleme teslim olmak arasında salınıp duruyorlar. Kapitalizmin emekle sermaye arasında kalıcı bir uzlaşmaya zorlanabileceğini savunan pek az sosyal demokrat kaldı. Bugün liberal demokrasinin temel güvenceleri bile birer birer ortadan kalkarken, demokrasiye “sosyal” bir içerik kazandırmak giderek zorlaşıyor. Meselenin kötü yöneticiler, yanlış politikalar veya bozulan kurumlarla ilgili olduğunu sanmak ciddi bir yanılgı. Bunları üreten ve yeniden üretenin kapitalizmin günümüzde aldığı biçim olduğunu görmeden gerçek bir çözüm ortaya koymak imkansız.

UZLAŞMANIN TARİHSEL KOŞULLARI

Sosyal demokrasi, on dokuzuncu yüzyılın işçi hareketleri ve sosyalist mücadeleleri içinden doğdu. Zamanla devrim yerine parlamenter mücadeleyi, kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine demokratik yollarla dönüştürmeyi benimsedi. İddiası, üretimin kapitalist örgütlenmesi sürerken bölüşümün toplumsallaştırılmasıydı: Sermaye kazanacak, fakat emeğin insanca yaşayacağı ücretler, kamusal hizmetler ve sosyal güvenceler siyasal müdahaleyle sağlanacaktı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu yaklaşım, devletin ekonomiyi yönlendirdiği refah kapitalizminde somutlaştı.

Bu tarihsel deneyimin kazanımları küçümsenemez. Tam istihdam hedefi, kamulaştırmalar, yüksek ve artan oranlı vergiler, kapsamlı sosyal hizmetler, sağlık ve eğitim güvenceleri milyonların hayatını değiştirdi. Ancak bunlar sermayenin hayırseverliğinin değil, örgütlü emeğin baskısının ürünüydü. Güçlü sendikalar, kitlesel işçi partileri ve sosyalist alternatifin varlığı, uzlaşmayı sermaye açısından kabul edilebilir, hatta gerekli kılıyordu. Sosyal demokrasi kapitalizmin doğal insancıllığını değil, belirli bir güç dengesinde dizginlenebilirliğini gösteriyordu.

Dolayısıyla refah devleti, yalnızca başarılı bir kamu politikaları paketine indirgenemez. İktisadi büyümenin ürünlerini paylaşmaya zorlayan toplumsal örgütlülüğün kurumsallaşmış hali demek daha doğru olur. Güç........

© Gazete Pencere