menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ara seçimden fazlası

27 0
12.04.2026

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ara seçim açıklaması, iktidarın siyaseti sandıktan uzaklaştırma ve muhalefeti etkisiz hale getirme stratejisine karşı “sandığı siyasetin merkezine koyma” çabası olarak son derece anlamlı bir hamle. CHP bu çizgiyi sadece bir ara seçim taktiği olarak değil, iktidarı erken seçime zorlayacak bir siyasi baskı unsuru olarak kullanmayı hedefliyor.

İktidarı seçim üzerinden sıkıştırmak anlaşılır ve doğru bir yaklaşım. Ancak bugün içinde yaşadığımız yeni Türkiye’de “anayasaya uyun, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulayın” demenin hiçbir somut karşılığı olmadığını da biliyoruz. Türkiye siyasal alanın yeniden şekillendirildiği bir süreçten geçiyor. CHP’ye yönelik yargı ve siyaset baskısı, “mutlak butlan” ve kayyım senaryoları, belediyelere yönelik operasyonlar, seçilmişlerin görevden alınması, tutuklanması ve belki en sembolik ve vahim olgu olarak Gürsel Tekin’in hala resmen CHP İstanbul İl Başkanı olması… Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız olaylar değil. Bunları, siyasal rekabetin kurallarını yargı ve baskı yoluyla değiştirmeye yönelik son derece kapsamlı ve planlı bir müdahalenin parçası olarak okumak gerekir.

Tam da bu yüzden daha önce defalarca başka gündemlerde gördüğümüz gibi, bu kez de ara seçim zorlamasının gündem oluşturmak için ortaya atılan, sonra hayata geçirilemediğinde unutulup giden bir talep olarak kalması, ana muhalefete faydadan çok zarar veren bir etki de yaratabilir. Bugün yurttaşın öncelikli sorusu “ara seçim olur mu” değil. Toplumun önceliği, şu anda ne yazık ki güvenlik, istikrar ve geçim derdi. Orta Doğu haftalardır savaş ve istikrarsızlık içinde. İran savaşındaki ateşkes, çatışma iklimini sona erdirmedi, aksine bölgesel gerilimler etkisini sürdürüyor. Bu gibi dönemlerde seçmenler istikrar, düzen ve güçlü liderlik arayışına girer. İktidarlar da bu psikolojiden beslenir. Bu nedenle muhalefetin, sadece “sandık gelsin” demekle yetinmemesi, bu ülkeyi bu karanlıktan nasıl çıkaracağını somut olarak ortaya koyması gerekiyor. CHP’nin maruz kaldığı kuşatma altında bunun ne kadar zor bir görev olduğu ortada, ancak yine de bu perspektifin hiçbir zaman kaybedilmemesi gerekiyor. Aksi halde sadece kendi mahallesine, yankı odalarına kapanan bir siyaset kaçınılmaz oluyor.

CHP’nin son bir yıldaki en büyük sıkıntısı belki de burada ortaya çıkıyor. 19 Mart sonrası yükselen kitlesel toplumsal tepki, sadece Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir sahiplenme meselesi değil, rejim değişikliğine yönelik adeta bir hayatta........

© Gazete Pencere