Nasreddin Hoca bugün yaşasaydı kaçıncı fıkrasında ifadeye çağrılırdı?
Deniz Göktaş’ı gençler yalnızca esprileri için izlemiyor. Onu kendilerinden biri olarak görüyorlar. Geleceğini kurmakta zorlanan, geçim ve barınma derdiyle boğuşan, memleketin hali karşısında bazen neye güleceğini bilemeyen bir kuşağın duygusunu yakalayabildiği için seviyorlar.
Şimdi bu genç komedyen 85 gündür kuyu tipi cezaevinde tutuklu. Ortada kesinleşmiş bir hüküm yok. Kaçmaya çalışmış da değil. Soruşturmayı öğrendiğinde yurt dışındaydı ve kendi isteğiyle Türkiye’ye döndü. Buna rağmen yaklaşık üç aydır özgürlüğünden mahrum.
Bir gösterinin farklı bölümlerinden peş peşe yeni suçlamalar çıkarılması, verilen tahliye kararına rağmen cezaevinden çıkamaması ve 85 gündür kuyu tipi cezaevinde tutulması artık yalnızca bir yargılama tartışması değil. Tutukluluk, çoktan fiilî cezaya dönüşmüş durumda.
Üstelik söz konusu olan sahnede söylenmiş sözler. Mizah, hiciv, bazen sert ve rahatsız edici cümleler… Hepsini beğenmek zorunda değiliz. Kötü bulabiliriz, ağır bulabiliriz, hatta hiç gülmeyebiliriz. Ama beğenmediğimiz her esprinin karşılığı cezaevi olacaksa burada artık mizahı değil, susmanın sınırlarını konuşuyoruz demektir.
Bu süreç yalnızca Deniz Göktaş’a verilen bir mesaj da değil. Onu izleyen gençlere de bir şey söyleniyor. Kelimelerinize dikkat edin. Şakanızı ölçün. İtiraz edecekseniz iki kere düşünün. Hatta mümkünse hiç konuşmayın.
Böylece insan bir süre sonra yalnızca söylediklerini değil, aklından geçenleri de saklamaya başlar.
Gençlerin gelecek kaygısını hep ekonomi üzerinden konuşuyoruz. İşsizlik, düşük ücretler, hayat pahalılığı… Bunların her biri gerçek ve ağır sorunlar. Ama bir ülkede gelecek kurma isteği yalnızca maaşla, işle ya da kirayla ilgili değildir. İnsan sözünün bir değer taşıdığına, itiraz ettiğinde başına ne geleceğini düşünmek zorunda kalmayacağına da inanmak ister.
Deniz Göktaş’ın tutukluluğu tartışılırken bu kez Müfit Can Saçıntı’nın bir espri nedeniyle ifadeye çağrıldığı haberi geldi. Saçıntı, Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği’nde Nasreddin Hoca’yı canlandırırken “Bugün nasip oldu, Nasreddin Hoca’nın eşeğine kayyum olarak atandım” dedi. Ve bir şikâyet üzerine ifadeye çağrıldı.
İki ayrı kuşaktan iki sanatçı. Biri gençlerin yakından takip ettiği bir komedyen, diğeri yıllardır sinemada, televizyonda ve sahnede üretim yapan deneyimli bir isim. Yaşadıkları elbette aynı değil. Ancak ikisinin de yolu aynı tahammülsüzlükte kesişiyor. Siyasete dokunan mizah giderek daha riskli bir işe dönüşüyor.
Müfit Can Saçıntı’nın başına geleni daha da tuhaf yapan, o esprinin Nasreddin Hoca adına düzenlenen bir şenlikte........
