Barışın masası kimin masası?
“Barış istiyorum, istemeyen bizden değildir.” İlk bakışta oldukça anlaşılır görünen bu cümle, biraz düşünüldüğünde içinde ciddi bir dayatma da barındırıyor. Çünkü barış, “Ben istiyorum, sen de benim tarif ettiğim biçimde isteyeceksin” anlayışıyla kurulamaz. Hele ki yıllardır çözülemeyen, toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren tarihsel ve siyasal bir mesele söz konusuysa… TBMM’de görüşülen çerçeve yasa tartışmasına da bu açıdan bakmak gerekiyor. Peki bu süreci kimler konuşacak, kimler karar verecek ve kimin adına karar alınacak? Karşımızda Cumhur İttifakı, süreci etnik kimlik ve siyasal geleceğinin merkezine koyanlar, henüz ne yapacağına karar veremeyen “yeniler”, sürece tamamen karşı olanlar ve bütün bu tartışmalar içerisinde oldukça azınlıkta kalan sosyalistler var. Ama asıl soru şu: Halk nerede? İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, emekliler, sendikalar, meslek örgütleri, akademisyenler nerede? Benim baktığım pencereden görünen şu: Bu süreç daha en başından yanlış bir zeminde ilerliyor. Böylesine karmaşık ve tarihsel bir mesele birkaç siyasi aktörün kapalı kapılar ardında yapacağı görüşmelerle çözülemez. Öncelikle hukukçuların, sosyologların, toplum bilimcilerin,........
