Ahmet'in omuzlarındaki hayat
Sabahın daha gün ağarmadığı bir saat… Ahmet, sessizce yatağından kalktı. Evde herkes uyuyordu. Eşi ve küçük kızı, gecenin huzurundan henüz kopmamıştı. Ahmet ise birazdan fabrikanın sıcaklığına, gürültüsüne ve ağır işçiliğine teslim edeceği bedenini hazırlıyordu. Mutfakta bir bardak çay içti. Masanın üzerinde dün akşamdan kalan birkaç parça ekmek vardı. Kızının okul ihtiyaçları aklına geldi. Defter, kalem, servis parası… Bir de ay sonu yaklaşırken ödenecek kira. Ahmet'in hesabı yine tutmuyordu. Aslında Ahmet çok şey istemiyordu. İyi bir araba, lüks bir ev, pahalı tatiller değildi hayali. Kızının istediği bir şeyi alırken "Bu ay olmaz kızım" demek istemiyordu sadece. Ay sonunu borçlanmadan getirmek, ev sahibinin kapısını çaldığında yüzünü yere eğmemek, emeğinin karşılığını alarak insanca yaşamak istiyordu. Ama onun hayatında "istemek" ile "sahip olmak" arasında kocaman bir uçurum vardı. Ahmet bir döküm fabrikasında çalışıyordu. Ateşin, metalin ve ağır makinelerin arasında saatlerce ter döküyor; akşam olduğunda yalnızca bedeni değil, bütün umutları da yoruluyordu. Üstelik sendikasızdı. İşyerinde birçok hakkından habersiz ya da haklarını bilmesine rağmen........
