menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşın Ortasında 90 Dakika

16 0
16.03.2026

Orta Doğu bugün dünyanın en gergin bölgelerinden biri. İran ve İsrail arasındaki gerilim uluslararası siyasetin merkezinde. Dünya medyasında savaş senaryoları konuşuluyor. Ama aynı günlerde ilginç bir şey daha oluyor. İran’da futbol tamamen durmuş değil. Kulüpler antrenman yapıyor, lig organizasyonu devam ediyor. İsrail’de de benzer bir tablo var. Gerginlik ve güvenlik sorunlarına rağmen futbol sahaları tamamen sessiz değil. Bir yanda jeopolitik gerilim, diğer yanda tribünlerin alkışladığı bir futbol maçı.

Soğuk Savaş dönemini geride bıraktığımızı düşünüyorduk. Duvarların yıkıldığı, dünyanın daha sakin olacağı bir çağın başladığı anlatıldı bize. Ama bugün dünyanın farklı bölgelerine baktığımızda insan ister istemez şu soruyu soruyor: Acaba şu an yaşadığımız şey tarihte yerini Üçüncü Dünya Savaşı olarak mı yazacak? Tek bir cephede değil, farklı coğrafyalarda farklı krizler halinde yaşanan bir küresel gerilim söz konusu. Ve ilginç olan şu: Savaş ihtimali konuşulan ülkelerde bile futbol devam ediyor.

İran futbolunun en bilinen kulüplerinden Persepolis ve Esteghlal milyonlarca taraftarı olan dev kulüpler. İsrail’de ise Maccabi Tel Aviv ve Hapoel Tel Aviv liglerin en güçlü ekipleri arasında. Peki bu takımlar sahada karşı karşıya geldi mi? Hayır. İlginçtir, bugün sahada karşılaşmayan bu iki futbol kültürü 1974 Dünya Kupası elemelerinde aynı grupta yer almış; ancak 1979’daki İran Devrimi’nden sonra iki ülke arasındaki siyasi kopuş futbol sahalarına da yansımıştır. İran ile İsrail arasındaki siyasi gerilim nedeniyle iki ülkenin kulüpleri ve milli takımları uzun yıllardır birbirleriyle resmi maç oynamıyor. Yani futbolun birleştirici gücü çoğu zaman sahada görünse de bazen siyaset o sahanın kapısını bile kapatabiliyor.

Ama futbolun savaşın ortasında bile insanlara umut verdiği anlar da var. 2005 yılında Fildişi Sahili iç savaşın ortasındayken milli takım Dünya Kupası’na katılma hakkı kazandı. Soyunma odasında kameraların karşısına geçen Didier Drogba diz çökerek ülkesine barış çağrısı yaptı. Kısa süre sonra taraflar ateşkes ilan etti. Futbol savaşı tek başına bitirmedi belki ama barışın kapısını aralayan kıvılcım oldu.

Çünkü spor yalnızca bir oyun değildir. Bazen bir toplumun dünyaya verdiği mesajdır: “Hayat tamamen durmadı.” Ama yine de insanın zihninde o büyük soru dönmeye devam ediyor. Bir yerde insanlar korku içinde yaşarken başka bir yerde bir gol sevinci nasıl mümkün olabilir? Bu bir çelişki mi yoksa insanın hayata tutunma refleksi mi?

Belki de spor tam olarak bu yüzden var. Çünkü insan yalnızca hayatta kalmak istemez, yaşamak ister.

Belki de modern dünyanın en büyük paradoksu şu: Aynı gezegende aynı gün hem savaş konuşulabiliyor hem de futbol oynanabiliyor.

Ve futbolun efsane isimlerinden Pele’nin sözü bu tabloyu belki de en iyi anlatan cümlelerden biri: “Futbol barışın dilidir.”

Ama top hala yuvarlanıyor… Peki dünya gerçekten barışa mı gidiyor, yoksa biz savaşın ortasında oynanan bir oyunu mu izliyoruz?


© Fotospor