Dünyaya kendimizi en etkili ve dürüst şekilde kim anlatacak?
Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi benim için yalnızca diplomatik açıdan önemli bir toplantı değildi. Elbette liderlerin mesajları, alınan kararlar ve yayımlanan bildiriler yakından takip edildi. Ancak zirve boyunca yaşadığım onlarca televizyon programı, gazeteci sohbeti ve kapalı toplantı bana çok daha önemli bir gerçeği yeniden gösterdi.
Dünya Türkiye’yi dikkatle izliyor. Bize dair büyük bir merak var. Fakat aynı zamanda ciddi bir bilgi açığı be önyargı da var.
Türkiye son yıllarda savunma sanayiinden enerji diplomasisine, Karadeniz’den Afrika’ya, Suriye’den Kafkasya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada etkisini artırdı. İHA ve SİHA teknolojileri, arabuluculuk girişimleri, enerji koridorları, insani yardım faaliyetleri ve gelişen savunma sanayii artık uluslararası gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye, kendisini dünyaya anlatmakta hâlâ sahip olduğu potansiyelin gerisinde kalıyor.
Oysa böylesine büyük uluslararası zirveler yalnızca liderlerin buluştuğu diplomatik organizasyonlar değildir. Aynı zamanda ev sahibi ülkenin güvenlik anlayışını, ekonomik vizyonunu, yatırım ortamını, teknoloji kapasitesini, kültürünü ve gelecek perspektifini dünyaya anlatabileceği eşsiz fırsatlardır.
Ankara’daki zirve boyunca i24NEWS, ILTV, France 24, Reuters, Bloomberg, Al Jazeera, CCTV, Politico, The Economist, The Daily Telegraph ve daha birçok uluslararası medya kuruluşuna değerlendirmelerde bulunma, özel mülakatlar verme imkânı buldum. Ayrıca farklı ülkelerden diplomatlar, akademisyenler, gazeteciler ve düşünce kuruluşlarının temsilcileriyle “off-the-record” uzun sohbetler gerçekleştirdim.
Kırk yılı aşkın diplomasi, OECD, NATO, enerji diplomasisi ve uluslararası iş dünyası tecrübemin ardından vardığım sonuç aslında oldukça basitti.
Türkiye’nin sorunu söyleyecek sözünün olmaması değil. Sorun, doğru sözü doğru zamanda, doğru kişilere ve onların anlayacağı dille anlatamamasıdır.
İşte stratejik iletişim tam da burada başlıyor.
Dünya Türkiye’yi gerçekten anlamaya çalışıyor
Katıldığım televizyon programlarının hemen hepsinde farklı cümlelerle aynı sorular yöneltildi.
Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor mu?
Rusya ile ilişkilerinin sınırı nedir?
Ankara’nın Suriye’deki uzun vadeli hedefi ne?
İsrail ile yaşanan gerilim nereye evrilecek?
İran konusunda neden Batı’dan farklı düşünüyor?
Afrika’da neden bu kadar aktif?
Avrupa Birliği ile ilişkiler yeniden canlanabilir mi?
Türkiye yeni demokratikleşme ve hukuk reformlarına hazırlanıyor mu?
İlk bakışta bunlar birbirinden bağımsız sorular gibi görünebilir.
Oysa hepsinin ortak noktası aynıydı.
İnsanlar Türkiye’nin attığı adımlardan çok, bu adımların arkasındaki stratejik mantığı anlamaya çalışıyordu.
Çünkü uluslararası kamuoyu artık yalnızca “Türkiye ne yaptı?” sorusunu sormuyor. “Asıl neden yaptı?” sorusunun cevabını arıyor.
Tam da bu noktada stratejik iletişim devreye giriyor. Uluslararası ilişkilerde haklı olmak elbette önemlidir. Ancak haklı olduğunuzu başkalarına ikna edici biçimde anlatamıyorsanız, haklılığınızın diplomatik değeri sınırlı kalıyor.
Diplomasi yalnızca politika üretme sanatı değildir. Aynı zamanda politika anlatma sanatıdır.
Gerçek ile algı arasındaki mesafenin giderek açıldığı günümüz dünyasında bu gerçek her zamankinden daha fazla önem taşıyor.
Haklı olmak yetmez, güven vermek gerekir
Meslek hayatım boyunca birçok uluslararası kriz yaşadım.
Soğuk Savaş yıllarını gördüm.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasını izledim.
Çin’in yükselişine Pekin’de tanıklık ettim.
OECD’de enerji güvenliği üzerine çalıştım.
Uluslararası şirketlerde yatırım kararlarının nasıl alındığını yakından gördüm.
Bütün bu deneyimler bana ortak bir ders verdi. Uluslararası sistemde gerçekler tek başına yeterli değildir. Gerçeklerin nasıl anlatıldığı da en az gerçeklerin kendisi kadar önemlidir.
Bir ülke çok doğru politikalar uygulayabilir. Haklı gerekçelere sahip olabilir. Ekonomik başarılar elde edebilir. Savunma sanayiinde büyük ilerlemeler kaydedebilir.
Ancak bunları uluslararası kamuoyuna güven veren bir dille aktaramıyorsa, elde ettiği kazanımların önemli bir kısmını görünmez hâle getirebilir.
Bugün yatırımcıların da, uluslararası medyanın da, akademik çevrelerin de ilk baktığı unsur yalnızca ekonomik göstergeler değildir.
Kurumsal güvenilirliktir. Öngörülebilirliktir.........
