menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çok Zamanlı Uluslararası Sistemde Türkiye: Teopolitiğe Karşı Rasyonel Denge

46 0
01.04.2026

Geçen yazımızda  ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmayı “kutsal zamanın sonu” bakış açısıyla değerlendirmiştik. Kaldığımız yerden devam edelim ve bu modellemeye Türkiye faktörünü de ekleyelim.

Her dini gelenek, kendi vahiy sürecini tarihsel zamanın anlamlandırılmasında bir dönüm noktası olarak kabul eder. Bu çerçevede tarih, “vahiy öncesi” (pre-revelation) ve “vahiy sonrası” (post-revelation) olarak iki farklı bilinç düzeyinde okunabilir. Böylesi bir ayrım analizimizin temel bakış açısına da bir netlik kazandıracaktır. Her din, kendine bahşedilen vahiyden sonra, tarihsel döngüyü başlatır ve hayatta yeni hiçbir şey olmayacağı gerekçesiyle, tarihin sonunu beklemeye başlar.  Bu belki de bir son değil yeni bir başlangıçtır. Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için tarihsel döngü çok farklı zamanlarda başlar. Zira her bir vahiy dönemi binlerce yıllık ardıllığın hikayesini yaşatır.

Bu yüzden tarihin sonuna ilişkin tasavvurlarda en aceleci olan vahyi ilk sonlanmış olandır. Müslüman toplumlarda kıyamet senaryoları üzerine bir tasavvur olsa da devletler politik söylemlerini bunun üzerine inşa etmez. Şia’da durumun farklı olduğunu belirtmiştik. Bu durum, bazı aktörlerin “yaklaşan son” bilinciyle daha hızlandırılmış stratejiler üretmesine, diğerlerinin ise daha uzun vadeli tarihsel perspektifle hareket etmesine yol açmaktadır. Politik açılımlardaki farklılıklar “sonu hızlandırmak”, “sona hazırlamak” ve “sonu geciktirmek” olarak tecelli ediyor. Bu yüzden uluslararası ilişkileri “Çok Zamanlı Uluslararası Sistem Teorisi” (Multi-Temporal International System Theory) kapsamında değerlendirmek gerekiyor.

Kutsal Zamanın Yansıması

Kutsal Zamanın Stratejisi perspektifi, ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimi yalnızca askeri bir çatışma olarak değil, teolojik zaman algıları ve mesiyanik hedefler üzerinden ele alarak Ortadoğu’daki dinamikleri farklı bir boyuta taşır. Bu yaklaşım, rasyonel siyasetten ziyade, “kutsal” bir takvime göre hareket eden bir üçgenin varlığına işaret eder. Bu çerçevede bölgedeki aktörlerin stratejileri kendi inanç sistemlerindeki eskatolojik beklentilerle uyumlu olarak çarpışır; Türkiye ise bu teolojik satranç tahtasında rasyonel bir dengeleyici olarak konumlanır.   

Zamanın sonu algısı İsrail ve Evangelist ABD’yi, “Tanrı’yı kıyamete zorlamak” anlayışıyla, Üçüncü Tapınak’ın inşası ve Mesih’in gelişi için zemin hazırlamaya, İran’ı ise, Velayet-i Fakih kurumu üzerinden 12. İmam’ın (Mehdi) gelişini hızlandıracak kaosu ve direnişi yönetmeye zorluyor.

ABD, İsrail’e yalnızca stratejik bir müttefik olduğu için değil; ABD’deki güçlü Evangelist damarın, İsrail’in bekasını kendi kurtuluşları için bir ön şart olarak görmesi nedeniyle destek verir. Bu blok için “zaman”, kutsal metinlerdeki kehanetlerin gerçekleşme hızıdır. Kudüs’ün başkent ilanı gibi adımlar bu “kutsal saati” ilerletme çabası olarak okunur.

İran, Batı’nın mesiyanik takvimine karşı kendi “kutsal zamanını” koyar. Lübnan, Suriye ve Yemen’deki varlığı nüfuz alanı olmanın ötesinde, “kutsal yürüyüşün” lojistik duraklarıdır. İran, İsrail’i “Deccali” bir figür olarak konumlandırır ve savaşı askeri kazanımdan ziyade bir “iman testi” olarak görür.

Hali hazırda üç aktör arasında cereyan eden çatışma, kara harekatları ile........

© Fikir Coğrafyası