Yeni devletçilik ve ekonomik güvenlik devleti
Geçtiğimiz haftaki yazıda yeni Orta Vadeli Program’ın (OVP), Şimşek programında yeni devletçi bir revizyona işaret ettiğini savunmuştum. Makroekonomik sıkılaşmanın temel çerçevesi korunurken aktif sanayi politikalarının, seçici kredilerin, yatırım teşviklerinin ve kamu alımlarının daha belirgin hale gelmesi bu dönüşümün bir boyutunu oluşturuyor.
Yeni devletçiliğin ikinci boyutunu “ekonomik güvenlik” başlığı altındaki önlemler oluşturuyor. Ekonomik güvenlik, son dönemde bu köşede tartıştığım küresel düzlemdeki jeoekonomik dönüşümün temel kavramlarından biri. Bu yazıda Şimşek programına gelen yeni devletçi revizyonun ikinci boyutunu, yani ekonomik güvenlik devletini ele alacağım.
Sermaye mantığı ve jeopolitik mantık
Son dönemdeki jeoekonomik dönüşümün kökeninde son kırk yılın neoliberal küreselleşme modelinin yarattığı bir çelişki var. Neoliberal küreselleşme döneminde üretimin coğrafi örgütlenmesini büyük ölçüde sermayenin kârlılık arayışı şekillendirdi. Üretim düşük maliyetli bölgelere taşındı, tedarik zincirleri kıtalara yayıldı ve büyük şirketler dünya ekonomisini giderek bütünleşen üretim ağları biçiminde örgütledi.
Ancak şirketler açısından rasyonel olan bu yapı, devletler açısından giderek artan kırılganlıklar yarattı. Pandemi, savaşlar ve ABD-Çin rekabeti bu çelişkiyi görünür hale getirdi. Yarı iletkenlerin, kritik minerallerin, enerjinin ya da temel ara mallarının nerede üretildiği artık yalnızca maliyet hesabıyla değerlendirilmiyor. Bunlara bir jeopolitik kriz sırasında erişilip erişilemeyeceği de önem taşıyor.
OVP’nin dünya ekonomisini değerlendirirken kullandığı dil bu açıdan önemli. Program, “stratejik sektörleri korumayı amaçlayan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlüğü hedef alan yeni nesil korumacılık eğilimlerinin” küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini belirtiyor (OVP, s. 5). Yine OVP’ye göre ticaret kısıtlamalarının yaygınlaşması şöyle değerlendirilmiş: “Küresel değer zincirlerinde yeniden yapılanma süreci hızlanırken uluslararası ticaret akımlarının bölgeselleşme eğilimi güçlenmiştir” (OVP, s. 15).
Daha önce “sermaye mantığı ile jeopolitik mantık arasındaki gerilim” olarak tarif ettiğim süreç tam olarak bu. Sermaye üretimi küreselleştirirken devletler şimdi bu üretim ağlarını jeopolitik önceliklerine göre yeniden düzenlemeye çalışıyor.
Ekonomik güvenlik devleti
Yeni devletçiliğin ikinci boyutu, bu gerilime verilen yanıtlardan oluşuyor. Sanayi politikası üretim güvenliğine, enerji politikası enerji güvenliğine, teknoloji politikası teknolojik egemenliğe bağlanıyor. Tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, stratejik otonomi, kritik sektörler ve dışa bağımlılığın azaltılması, ekonomi politikasının yeni kavramları haline geliyor. Yani küreselleşmeci neoliberal düzenden oldukça faklı bir düzen var artık. Bu gelişmeler, jeoekonomik dinamiklerle şekillenen bir “ekonomik güvenlik devletinin” giderek güçleneceği koşulların oluştuğuna........
