menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kertiş: İskenderun Kertenkelesi’nin sürgünü

13 245
16.02.2026

Doğa ile sanayi arasında yıllardır süren savaşta cephe hattı bu kez İskenderun Körfezi’nin eşsiz kumsallarına, Erzin Burnaz sahiline kuruldu. Konunun öznesi, dünyada sadece bu bölgede yaşayan, yerel halkın koyduğu isimle “Kertiş”, bilimsel adıyla “Acanthodactylus schreiberi” olan İskenderun Kertenkelesi. Ancak bu hikâye sadece bir canlının yok oluş tehdidiyle değil, bilimsel etiğin ve vicdanın nasıl iki farklı uçta savrulabildiğiyle de ilgili.

Uzun zamandır İskenderun Kertenkelesinin yaşam alanlarına sanayi kuruluşları, özellikle de petrokimya tesisleri yapılması için hummalı bir süreç yürütülüyor. Bu sürecin en can alıcı noktası bilimsel bir çelişki yumağına dayanıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan, 2015-2020 yıllarını kapsayan "Tür Eylem Planı"nda, Kertiş’in Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) türlere ait listesinde EN (Tehlike altında/Endangered) kategorisinde yer aldığı, neslinin tehlike altında olduğu ve Bern Sözleşmesi kapsamında kesinlikle korunması gerektiği vurgulandı.

Raporda; “HES çalışmaları, termik santraller, taş ocakları, yol yapım çalışmaları, kaçak yapılaşma gibi habitat tahribatına sebep olan çalışmalar şüphesiz doğal yaşam alanlarına büyük zararlar vermektedir” cümleleri Kertiş’in yaşam alanlarına yönelik tehditlerde sanayi kuruluşlarının rolünü açık seçik ortaya koyuyordu.

“Sınırlı bir alanda dağılış gösteren tür için günümüze kadar korumaya yönelik herhangi bir tedbir alınmamıştır” denilerek, Kertiş’in korunması için önerilen ‘Tür Eylem Planı’ raporuna göre; bazı acil ve kritik önlemlerin (yapılaşmanın ve hafriyat dökümünün önlenmesi, türün yaşadığı yerlerden kum alımına engel olunması gibi) maddeler sıralanıyordu. Bunlar “Uygulanmadığı takdirde türün tamamen yok olması söz konusu olabilir” uyarısının da altı çiziliyordu.

Raporda, türün sadece Burnaz sahilindeki kumluk alanlarda yaşadığı, başka habitatlara uyum sağlayamadığı ve sanayileşmenin türü tamamen yok edeceği net bir dille ifade edilmişti.

Bu raporda imzası bulunan isimlerden biri de o zamanlar Adıyaman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyeliği yapan Doç. Dr. Mehmet Zülfü Yıldız’dı. Aynı üniversitede 2021 yılında Profesör olan Yıldız, halen Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Mühendislik Ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyoloji bölümünde öğretim üyeliğine devam ediyor.

Kertiş’in türünün devamı anlamında kritik süreçlerin yaşandığı günümüzde ise karşımıza çıkan tablo tam bir çelişki yumağı. Bölgedeki çevre örgütlerinin avukatı İsmail Hakkı Atal, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na 10 Aralık 2025’te bir başvuru yaptı. Başvuruda 1990 yılında Adana ili Yumurtalık ve Ceyhan ile Hatay ili Erzin ve Dörtyol ilçeleri sınırları içinde ilan edilen Yumurtalık Serbest Bölgesinin koruma altında olması gereken alanları da kapsadığı, bu bölgeye kirletici sanayi kuruluşlarının inşaa edilmesinin planlandığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün yukarıda içeriğine değindiğimiz raporunda İskenderun Kertenkelesi’nin yaşam alanlarının 2 milyon 52 bin 609,476 metrekaresinin Yumurtalık Serbest Bölgesi içinde kaldığı belirtiliyordu. Dilekçede bu türün korunması ile ilgili uluslararası Bern ve Ramsar Sözleşmesindeki yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için bu alanların Yumurtalık Serbest Bölgesinden çıkarılması talep ediliyordu.

Bu başvuruya Ticaret Bakanlığı tarafından verilen yanıtta özetle; Adıyaman Üniversitesi Biyoloji Bölümü tarafından bölgede çalışmaların yapıldığı ve bu kapsamda, 2020 yılı Mart ve Mayıs aylarında 88 adedi juvenil (henüz üreme olgunluğuna ulaşmamış) olmak üzere toplam 454 bireyin taşındığı belirtildi. Yanıtta taşınan popülasyonun yeni habitatlarına adapte olup olmadığını belirlemek için 11 Temmuz 2020’de yapılan izleme çalışmasında buralarda aktif bireylere rastlandığı, fotoğraflarının çekildiği belirtilerek “türün neslini sürdüreceğinin düşünüldüğü” yazıldı. Raporda ayrıca önlemler alındığı taktirde serbest bölge sınırları içinde kalan bölgede inşaat faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinin İskenderun Kertenkelesi’nin yok olmasına neden olmayacağının “öngörüldüğü” ifade edildi.

Olayın en garip kısmı ise; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan, "Tür Eylem Planı"nda türün neslinin tehlikede olduğu ve kirletici unsurlarla ilgili önlemler alınmazsa neslinin tükenebileceği uyarısında bulunan isimle "türün taşınabileceği" yönünde görüş bildiren ismin aynı olmasıydı: Prof. Dr. Mehmet Zülfü Yıldız! Yıldız; beş yıl önce "yerinden edilirse yok olur, yaşam alanı sınırlıdır" dediği bir canlı için, bugün "taşınabilir, sanayi ile yan yana olabilir" noktasına evrilmişti!

Akbelen-İkizköy’de termik santrale kömür temini için zeytinlerin taşınabileceği yönünde görüş veren “bilim insanları” gibi 5 yıl önce Kertiş’in türünün korunması için rapor hazırlayan ekibin içindeki bir “bilim insanı” da onun yaşam alanından başka bir yere taşınmasına (sürgününe) izin vermekte beis görmüyor.

Üstelik bu taşınan (sürgün edilen) Kertişlerin nereye taşındığı halen devlet sırrı gibi saklanıyor. Bu taşınan kertenkelelerin bölgedeki akıbetlerine yönelik sadece bir gözlem gezisinden bahsediliyor ve orada kaç bireyin yaşadığına dair de bir sayı ortada yok.  Bilim, bir türün devamlılığını 40 gün sonra çekilen birkaç fotoğrafla değil, yıllara yayılan izleme verileriyle kanıtlayabilir oysa. Aradan geçen 6 yılda bu canlıların yeni yerlerinde üreyip üremediğine, kaçının hayatta kaldığına dair hiçbir veri yok ortada!

Üstelik, 2015-2020 yıllarını kapsayan "Tür Eylem Planı"nda aynı uzmanlar, bölgedeki diğer kumsalların "uygun habitat" gibi görünmesine rağmen türün buralarda yaşayamadığını tespit etmişti. Bilimsel olarak "yaşayamadıkları" kanıtlanmış bölgelere bu hayvanları taşımak, onları bile bile ölüme göndermek değilse nedir? Ayrıca, yaklaşık 2 bin dönümlük araziden sadece 454 birey toplanabilmişti; geriye kalan ve yakalanamayan binlerce canlının iş makineleri altında ezilmesine göz yummak hangi vicdana sığar?

Çukurova Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Kertiş’i taşımanın "yerinde koruma" ilkesinin yerine geçemeyeceğini, bu uygulamanın habitat yıkımını meşrulaştıran manipülatif bir araç olduğunu dile getiriyor. Gündoğdu “son derece problemli” diye nitelendirdiği bu uygulama ile ilgili şu sert cümleleri kuruyor: “Bunun bir üniversitenin Biyoloji bölümü tarafından uygun görülerek yapılması Türkiye'de üniversitelerin, Biyoloji bölümlerinin ve sanayi faaliyetlerine dair izleme, değerlendirme ve ÇED danışmanlığı yapmayı artık bir mesleki faaliyetlerine haline getiren üniversitesi personellerinin (akademisyen, bilim insani araştırıcı diyemedim) ekolojik yaklaşımının geldiği içler acısı hali de ortaya koymaktadır”.

Dün zeytinler, bugün Kertiş için verilen bu sürgün kararları, yarın başka bir endemik tür, başka bir orman veya başka bir su kaynağı için de emsal teşkil edecektir.

"Az öte gitsinler" mantığıyla doğayı betona, madene, çeliğe feda etmekten hiç çekinmiyorlar. Bir imza ile bir türün ölüm fermanını vermek ya da onu yaşatmak arasındaki ince çizgide, bilimin ve vicdanın sesi yeniden hatırlanmak zorunda. Çünkü doğa, yapılan hataları ve çelişkileri affetmiyor; sadece sessizce yok oluyor ve bizi kendi yarattığımız çorak gelecekle baş başa bırakıyor.


© Evrensel