menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Carlo Ginzburg’un ardından…

60 0
07.07.2026

Önünüzde açık bir kitabı duruyorken yazarının öldüğü bildirimini almak sarsıcıdır. Bu yazar, yaptığı işe mikro tarihçiliğin yakıştırıldığı, bir keresinde kendisi de bu kavramı kullanan tarihçi Carlo Ginzburg’dur.

Gerçekte egemen tarih yazımında yer almayan, projeksiyon tutulduğu zaman bile, o aynı egemen sınıfın ‘tabi sınıflar’ için ürettiği kültürel ürünler üzerinden analiz edilmeye çalışılan halkın düşünce dünyasını onların kendi eylem ve sözlerinden anlamaya çalışan bir tarihçiydi Ginzburg. Tahmin edilebileceği gibi, alt sınıfların kendilerinin kayıt altına aldığı bir tarihlerinin olmaması özel bir halk tarihi yazmayı epey zorlaştırır. Son derece çetrefil ve tartışmalı bir zeminde yürümenin göze alınması gereken bir iştir bu.

Ginzburg 16. Yüzyılda yaşamış, kent merkezlerinden uzak ve izole kırsal yerleşim bölgelerinde içselleştirilmiş egemen kültürün; çağlar boyunca dayanıklı sözlü kültürden o güne kadar taşınan değerlerin, doğanın döngüsüne ve mahsul bereketine odaklanan yerleşik ritüellerin ve köylü mitolojisinin katmanlarını ayrıştırmadan bu karmaşanın altından kalkılamayacağını kanıtlayan kitaplar yazdı. Peynir ve Kurtlar ile Gece Savaşları’nda uyguladığı metot buydu.

Egemen güçleri ve yargısını toplu bir delirium [*] halinde gösteren, köylü kitlelerini de kitlesel letarji [**] halinde yansıtan Engizisyon tutanakları sadece bir hammaddeydi. Köylülerin düşünce dünyasındaki ve hayatla ilişkilerindeki itici güç bu tutanaklarda kayıt altına alınmıştı.

Adı Domenico Scandella olan ama Menocchio alarak bilinen 1532’de “dağların eteğinde Firuili’ye bağlı tepede küçük bir kasaba olan Montraale’de” doğan bir değirmencinin tanrı, din, dünyanın yaratılışı, rahipler hakkında söylediklerine tanıklık edenler ve bizzat Mennochio’nun sözleri… Bu izole coğrafya parçasında, okur-yazarlığı az bir köylü nezdinde, Latince konuşulan bir evrenin başlıca tartışma konularının nasıl popülerleşmiş olabileceği gibi bir muammanın çözülüşü de bu kültürel katmanlaşmanın ayrıştırılmasıyla sağlanabilecekti. Onun bir Lutheryen veya reformcu olup olmadığını anlamaya çalışan engizisyon yargıçları tanımlayamadıkları bir profille karşı karşıyaydılar. Çünkü Mennochio’nun fikirleri ayrı ayrı patikalardan gelen bilgi kırıntılarıyla beslenir. Ginzburg, engizisyon önündeki ayrı inanç biçimlerine, kalıntı kültürlere ait sözlerinin oluşturduğu ipuçlarını izleyerek bir dönemin tanımsız köylüsünün profilini çıkardı. Dünyanın yaratılışını sütten peynir yapmaya benzeten köylünün imgelerinin nesnel hayattaki karşılığı doğrudan doğruya onun üretici etkinliğinde; İncil’i, bildiği alet, edevat ve üretici faaliyetiyle anlayabilmesinde gizliydi. Giderek yaşadığı hayat ile İncil’deki vahyin arasındaki göreli uyumun ve anlama biçiminin bozulması sarsıntılı bir çağda köylünün imanını da sorgulatacak, engizisyon mahkemesine bir sapkın olarak çıkarılacaktı.

Gece Savaşları’nda ise Ginzburg, içinde yine Firuili’nin de yer aldığı bir kırsal bölgedeki cadı avlarını işler. Burada kutsal oruç günlerinde, çarşambayı perşembeye bağlayan gecelerde, toplanıp ‘şabat’ törenlerine katılan ve kendilerini Benandanti olarak tanımlayan köylülerin hepsi, bedenlerini yatakta bırakarak ruhen bu törenlere katıldığını, belirli bir vakitte geri dönmezlerse ruhlarının evrende dolaşmaya devam edeceğini, törenlerde mısır süpürgesi taşıyan cadılara karşı rezene saplarıyla savaştıklarını anlatırlar. Engizisyona verilen ifadelerin çok az nüansla birbirine benzediği sorgulamalardan çıkan sonuç, çok tanrılı dinler zamanındaki kültlerin köylü hafızasında bulanık biçimde yaşamaya devam ediyor olmasıdır. Yıllık mahsul veriminin artırılması için köylüler uzak geçmişten kalma ritüelleri canlandırıyor görünürler; sadece görünmezler bunu iddia da ederler. Tanrıça........

© Evrensel