menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Anlaşması: Yük paylaşımı ve stratejik çeşitlendirme

38 0
16.08.2026

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Kimi değerlendirmelerde anlaşma İran’a karşı bir ittifak, kimilerinde İsrail’i dengeleyecek yeni bir bölgesel güç odağı olarak görüldü. Bazı yorumcular onu ABD’den bağımsız bölgesel politikaların bir bileşeni, hatta bir tür “İslami NATO” sayarken bazıları da Amerikan belirleyiciliğinin yeni bir aracı olarak değerlendirdi. Anlaşmanın içeriği, derinliği ve kapsamı henüz bütünüyle açıklanmadığı için bu yorum çeşitliliği anlaşılabilir görünüyor. Ancak Mekke Anlaşması’nı bu seçeneklerden yalnızca birine indirgemek yerine, küresel güç ilişkilerindeki dönüşümün ürettiği iki eğilimin kesişiminde düşünmenin daha açıklayıcı olduğu kanaatindeyim: ABD’nin müttefiklerinden daha fazla güvenlik yükü üstlenmelerini istemesi ve bölgesel devletlerin güvenlik bağımlılıklarını çeşitlendirme arayışı.

Mekke Anlaşması’nın öncülü, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında 17 Eylül 2025’te imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması’dır (SMDA). Hukuki metni bütünüyle kamuya açıklanmayan SMDA’nın amacı, Pakistan Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre, iki ülke arasında uzun yıllardır devam eden askeri ilişkileri daha açık bir karşılıklı savunma çerçevesinde geliştirmek ve ortak caydırıcılığı güçlendirmek. Anlaşmanın en dikkat çekici hükmü, taraflardan birine yönelik saldırının her iki ülkeye yönelik saldırı kabul edileceğinin belirtilmesi. Pakistan yönetimi anlaşmanın herhangi bir üçüncü ülkeye karşı olmadığını özellikle vurgulamış. Mekke Anlaşması’nın ardından üç ülke tarafından yapılan açıklamalarda da benzer bir vurgunun öne çıktığını görmüştük.

SMDA, Mekke Anlaşması’na benzer şekilde imzalandığı andan itibaren farklı biçimlerde yorumlanmış. Bazı değerlendirmelerde anlaşma Ortadoğu’da oluşmakta olan yeni güvenlik mimarisinin bir parçası, Suudi Arabistan’a sağlanan muhtemel bir nükleer şemsiye veya tarafların stratejik özerklik arayışının ifadesi olarak görülmüş. Daha ihtiyatlı yaklaşımlar ise Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki askeri ilişkilerin uzun geçmişine dikkat çekerek anlaşmanın Pakistan’ı Suudi Arabistan’ın bütün çatışmalarına otomatik olarak katılmakla yükümlü kıldığı ya da Suudi Arabistan’a kesin bir nükleer güvence sağladığı yönündeki yorumların açıklanan içeriğin ötesine geçtiğini belirtiyor. Bu ikinci okumada anlaşmanın doğrudan askeri sonuçlarından çok diplomatik değeri öne çıkartılıyor ve Suudi Arabistan’ın Washington’a güvenlik ortaklarını çeşitlendirebileceği mesajı verdiği düşünülüyor. Eylül 2025’ten bu yana geçen süre de SMDA’nın otomatik bir ortak savaş yükümlülüğü gibi işlediğini göstermedi.

Türkiye’nin 7 Ağustos 2026’da bu düzenlemeye katılmasıyla ikili ilişki daha geniş bir siyasi ve askeri anlam kazandı. Öyle görünüyor ki Suudi Arabistan güvenlik seçeneklerini genişletme, Pakistan Körfez’deki askeri rolünü güçlendirme, Türkiye ise bölgesel güvenlik ve savunma sanayii alanındaki etkisini artırma yönünde bir adım attı.

Anlaşmanın muhtemel muhataplarının ilk tepkileri de tek bir eksende toplanmıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ilk açıklaması, anlaşmayı doğrudan bir tehdit olarak nitelendirmek yerine Müslüman ülkeler arasındaki iş birliği ve bölge güvenliğinin bölge ülkeleri tarafından sağlanması düşüncesi üzerinden karşıladı. Ancak bu resmî ve diplomatik tutumu İran’daki bütün siyasi ve güvenlik çevrelerinin ortak değerlendirmesi saymak doğru olmaz. Özellikle anlaşmanın ileride İran’ı veya İran’la bağlantılı güçleri dengeleyecek bir içerik kazanması ihtimali, Tahran’daki değerlendirmelerin farklılaşmasına da yol açabilir.

İsrail’de de yekpare bir yaklaşım bulunduğu söylenemez. Bazı yorumlar Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirebileceği alternatif güç odağını, özellikle Türkiye’nin bölgesel etkisinin genişlemesi bakımından kaygıyla karşılıyor. Buna........

© Evrensel