Dar zamanlarda tiyatroya ‘kısıtlı görüş’ bakış açısı
Bu çağın savaşını, Trump'ın dünyayı uçuruma sürükleyen hubris halini, teknolojinin yakalanamaz hızını konuşurken hayal ettiğimiz o başka alemi unutmak kaygısı yine baş gösterdi. İyi, güzel şeyleri ve olması gerekenleri konuşmayı atlarsak hepten unutacağız endişesi yaşıyorum ara ara.
Yapay zeka tasarıma, filmlere, metinlere, iş hayatına el atmışken, bize geçmişten hangi alışkanlık kalacak diye düşünürken fark ettim ki tiyatro bunlardan biri olacak. Milattan önce 6. yüzyıldan bu yana bir geleneği hala sürdürüyor olacağız. Yapay zeka sahnenin tozunu, alkışın hazzını ortadan kaldıramayacak gibi duruyor.
Bu hafta tam da bunları düşünürken, elimizdeki telefondan aklımızın içini okuyan sosyal medya algoritması sayesinde hemen karşıma "Sağlık ve eğitim emekçileri, Cihangir Atölye Sahnesi’nin “7 Dakika” adlı dayanışma oyununda buluştu" haberi çıktı. Eskinin rutinleri şimdilerde karşıma çıkınca gözlerim doluyor. Belki de benim neslin genelinde yaygın bir duygu durum halidir.
Hemen peşi sıra yüksek kira geliri sebebiyle depo yapılmak istenen ve buna direnmeye çalışan Şişli Tiyatrosu'nu korumak amacıyla gerçekleştirilen tiyatrolar dayanışması haberine denk geldim. Tapusunda tiyatro yazan bir yerin alışveriş sitelerinin deposu olmaması amacıyla birçok tiyatro grubu iki ay boyunca bir festival havasında sırayla yer aldı bu tarihi salonda. İktidarın hedefindeki, kendi tabirleriyle kültürel hegemonya direniyor hala.
Sonra da "Satıcının Ölümü" oyunu tartışmaları düştü önüme.
Ekranların ünlü yüzü sıfatına kavuşmuş, bilinirlikleri yurtdışına ulaşmış, özünde ülkenin iyi tiyatro oyuncuları, büyük bir prodüksiyon ile ülkenin çeşitli ve haklı sebeplerle defalarca boykot edilmiş büyük sermayelerinden Zorlu'nun sahnesinde, iktidarla olan ilişkileriyle defalarca haberlere konu olmuş Rönesans Holding sponsorluğunda, kısıtlı görüşte 1250'den başlayıp VIP bilette 5.500'e ulaşan bilet fiyatlarıyla sahne alıp gündem oldular geçtiğimiz günlerde. Şimdi bu işi nereden ele alalım?
Konu hakkında birçok görüş okudum. Kapitalizm eleştirisine dayalı bir oyunu bu salonda bu fiyata ve bu sponsorla sergilemenin çelişkisini "sistemin dışında kalarak kaliteli iş üretmenin imkansızlığı"na yoranlara hak veremedim. Sistemin dışında kalamamak ile sistemin dişlisine dönüşüp ekmeğine yağ sürmek arasındaki çizgi çok da ince değil. Nelere para verilmiyor ki diyenler vardı, kısmen haklılar. Konser fiyatları ortada, bir porsiyon dönerin kaça satıldığı ortada, her şeye para veren oyuna mı veremiyor? Tam da bu yaklaşım tiyatronun sınıfsallaşmasının kabulü anlamına geliyor ve uzak durulması gerekiyor. Oyuncuların iyi kazanması hele tiyatrodan iyi bir ücret kazanması bana ağır gelmiyor. Emek yoğun iştir, yeteneğe tabidir, okumuşluk ister, alaylısına adanmışlık gerektirir. Ancak bu iyi oyuncunun iyi kazanması işi popülizm denkleminden azade değilse derttir. Sektör içinde iyi oyuncu var kirasını ödeyemiyor, iyi oyuncu var yalıda yaşıyor. Aradaki tek fark oyunculuk kalitesi değil.
Büyük prodüksiyonun maliyeti yaşanan ekonomik buhrandan bağımsız değil diyen var, doğrudur ancak tiyatro da her zaman büyük prodüksiyon ile anılmak zorunda değil. Sahnelerin sermayelerin eline kalması elbet devlet politikası sebebiyledir ama öngörülü kabul de hangimizi zafere götürebilir?
Olanca iyimserlikle, insana olan inancı kaybetmemek adına dedim ki sahnenin bu dev isimleri, Şişli Tiyatrosu Dayanışması'na katılarak göğüsleseydi keşke eleştirileri. Sermayeden aldık haklısınız ama........
