Pazar yazıları...
Tasavvurumuzdaki Türkiye Rönesansı yalnızca düşünüş biçimi değişimi, ekonomik büyüme veya teknolojik sıçramayla gerçekleşmeyecektir.
Bu dönüşümün ahlaki bir altyapıya da ihtiyacı vardır.Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir:Adalet üretmeyen devletler büyüyebilir ama medeniyet kuramaz. Güven inşa etmeyen kurumlar işleyebilir ama toplumsal dönüşüme öncülük edemezler.Ahlaki ve adil zeminden yoksun bir kalkınma ise eninde sonunda kendi çelişkisiyle çöker.
Demokratik değişim bu yüzden bir siyasi tercih meselesi olmaktan önce ahlaki bir zorunluluktur.Hukukun üstünlüğü; yalnızca yatırım ortamını iyileştiren teknik bir düzenleme değil, insanın onurunu güvence altına alan ahlaki bir taahhüttür.Ehliyet ve liyakat; yalnızca verimliliği artıran bir yönetim ilkesi değil, emeğin karşılığını gören bir adalet anlayışının temelidir.Basın özgürlüğü; yalnızca demokratik bir gösterge değil, toplumun kendi kendini düzeltme kapasitesinin vazgeçilmez aracıdır.
Prefrontal korteksin uzun vadeli muhakemesi ile limbik sistemin anlık tepkileri arasındaki o köklü gerilim, siyaset sahnesinde de kendini göstermektedir. Anlık çıkar hesapları mı, yoksa uzun vadeli toplumsal akıl mı? Kimlik........
