Sevmek Zamanı: Suretin aslından üstünlüğü üzerine
Filmin sınıfsal katmanı bu metafizik meselenin altında sessizce işler. Halil yoksuldur, boyacıdır, elleri boyalıdır. Meral zengindir, köşkün kızıdır, Adalar'ın yazlık dünyasına aittir.
İbn Arabi, hayalin varlık mertebeleri içinde en tuhaf konumda durduğunu söyler. Hayal ne saf yokluktur ne de saf varlık, ikisinin arasındaki berzahtır. Sevmek Zamanı bu berzahta kurulmuş bir filmdir. Metin Erksan'ın 1965 yapımı bu inatçı eseri, bir adamın bir kadının fotoğrafına âşık olmasıyla açılır ve o adamın, karşısına canlı kadın çıktığında bile fotoğrafı tercih etmesiyle asıl meselesini ilan eder. Halil bir boyacıdır, Adalar'daki bir köşkü boyarken duvardaki fotoğrafı görür ve ona bağlanır. Meral geldiğinde, yani suretin sahibi ortaya çıktığında, Halil geri çekilir. Ben seni değil, resmini seviyorum der. Türk sinemasının en sarsıcı cümlelerinden biridir bu ve altmış yıl sonra hâlâ tam olarak çözülmüş değildir.
Platon'un mağarasında zincirlenmiş insanlar gölgeleri gerçek sanar. Erksan bu şemayı tersine çevirir. Halil zincirli değildir, gölgeyi yanlışlıkla gerçek sanmaz. Gölgeyi bilerek, isteyerek, gerçeğe rağmen seçer. Bu bir cehalet değil, bir felsefedir. Fotoğraf değişmez, yaşlanmaz, ihanet etmez, sıkılmaz, gitmez. Fotoğraf sadık bir sevgilidir çünkü hiç sevmez. Halil'in tercihi, sevginin en güvenli biçiminin karşılıksızlık olduğunu bilen bir adamın tercihidir. Aşkın acısı karşılıklılıktan doğar. İki kişi olduğunda kaybetme ihtimali de doğar.
Filmin sınıfsal katmanı bu metafizik meselenin altında sessizce işler. Halil yoksuldur, boyacıdır, elleri boyalıdır. Meral zengindir, köşkün kızıdır, Adalar'ın yazlık dünyasına aittir. Aralarındaki mesafe yalnızca duygusal değil, yapısaldır. Halil'in fotoğrafa........
