Yargı rövanşist olamaz!
Ne yazık ki bugün yargı da toplumun önemli bir kesimi tarafından bağımsız bir kuvvet olarak değil, siyasi mücadelenin bir aracı gibi görülmektedir.
Adalet, düşmanımıza gösterdiğimiz muameledir.
Toplumlar bir günde bölünmez. Önce kelimeler sertleşir. Sonra sesler yükselir. Ardından insanlar birbirini dinlemeyi bırakır. Aynı şehirde yaşarlar ama artık aynı ülkeye ait hissetmezler. Farklı düşünenler rakip olmaktan çıkar, düşmana dönüşür. İşte adalet de tam o noktada en ağır sınavını vermeye başlar. Çünkü adalet, dostlar arasında değil; düşmanlar arasında sınanır.
Bugün yaşadığımız en büyük kriz yalnızca siyasetin parçalanması değildir. Asıl kriz, adalet anlayışımızın da siyasal aidiyetlere göre parçalanmış olmasıdır. Toplum, hukuka aynı gözle bakmıyor. Aynı karar, sanığın kimliğine göre ya alkışlanıyor ya da lanetleniyor. Böyle bir yerde hukuk konuşulmuyor; aidiyet konuşuyor.
Bugün insanlar verilen kararın hukuka uygun olup olmadığıyla ilgilenmiyor. Önce sanığın kim olduğuna bakıyor. Yargılanan başkası olunca "Adalet yerini buldu." deniliyor. Sıra kendi mahallesine geldiğinde ise aynı karar bir anda "adaletsizlik", "siyasi yargı", "hukuksuzluk" diye nitelendiriliyor. Oysa adaletin terazisi, sanığın kimliğine göre eğilip bükülmez. Eğer bir kararın doğruluğunu sanığın kimliği belirliyorsa, orada hukuk değil, tarafgirlik vardır.
Ne yazık ki bugün yargı da toplumun önemli bir kesimi tarafından bağımsız bir kuvvet olarak değil, siyasi mücadelenin bir aracı gibi görülmektedir. Mahkemelerden hukuk değil, kendi mahallesine bekçilik etmesi beklenmektedir. Sosyal medya kampanyalarıyla tutuklama talepleri oluşturulmakta, henüz iddianame dahi düzenlenmeden insanlar suçlu ilan edilmektedir. Kalabalıkların alkışladığı her tutuklama adalet sanılmakta, hoşlarına gitmeyen her tahliye ise ihanet olarak görülmektedir.
Oysa yargının görevi linç bekleyen kalabalıkları memnun etmek değildir.
Yargının görevi, toplumun öfkesini tatmin etmek değildir.
Yargının görevi, hukuku uygulamaktır.
İşte tam da bu nedenle yargı rövanşist olamaz.
Dün yaşanan bir hukuksuzluğu bugün başka bir hukuksuzlukla telafi etmeye çalışmak adalet üretmez; yalnızca mağdur ile failin yerini değiştirir. Rövanş duygusu mahkeme salonuna girdiği anda hukuk dışarı çıkar. Çünkü rövanşın amacı adalet değil, hesaplaşmadır. Oysa mahkemeler hesaplaşmanın değil, hakkaniyetin........
