menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Para vakıfları: Faizsiz finansmanın sivil belleği

30 0
03.04.2026

Vakıf kurmanın en derin felsefesi, bedenen dünyadan göçülse bile, ardında kalan insanlara ve canlılara karşılıksız merhamet ve şefkat sunmaya devam edebilme arzusudur.

Vakıflar, Osmanlı İmparatorluğu‘nun kuruluş aşamalarında temelleri atılan; özünü insanın doğasındaki iyilik yapma ve şefkat duygusundan alan muazzam toplumsal yapılardır.

Etkisini ve gücünü rakamlara değil, doğrudan insan kalbine ve hayatına dokunmasından alır.

Günümüz koşullarında tarihsel görevlerini yerine getirmeyen, çalışan örnekler var mı diye düşünürken bu makalenin oluşmasına neden olan Karz-ı Hasen Vakfı ile karşılaştım.

Herhangi bir çıkar ilişkisi gözetmeden, yeni evlenecek gençlere faizsiz borç (karz) vererek hayata hazırlanmalarına destek olmayı amaçlayan bu vakıf, iyilik kavramı üzerinden toplumların dönüşebileceği noktaya dair bana derin bir ilham verdi.

"Dönüşüm" gibi sihirli bir kelimenin işlerlik kazanabilmesi için, öncelikle bu kavramın neyi ifade ettiğini doğru anlamamız gerekir. Ancak vakıf gibi köklü bir müessesenin tüm boyutlarını tek bir makalede ele almak mümkün olmadığından, Karz-ı Hasen Vakfı’nın temsil ettiği kategori olan "para vakıflarını" ele almak günümüz ekonomik koşulları açısından anlamlı bir alanı işaret etmektedir.

İslam inancına göre insan öldüğünde amel defteri kapanır; ancak geride toplumun istifade edeceği bir ilim veya kendisinden asırlar sonra bile bir mazlumun yarasına merhem olacak sürekli fayda sağlayan bir hayır eseri (sadaka-i cariye) bırakmaları durumunda bu defter kapanmaz.

Vakıf kurmanın en derin felsefesi, bedenen dünyadan göçülse bile, ardında kalan insanlara ve canlılara karşılıksız merhamet ve şefkat sunmaya devam edebilme arzusudur.

Padişahlar başta olmak üzere toplumun gelir açısından önde gelen tüm fertleri bu gaye ile eğitim, sağlık ve dini alanlarda Gayrimenkul (Akar) Vakıflar kurmuşlardır.

Bu vakıfların finansal işleyişinde bağışlanan tarla, dükkân, hamam, kervansaray gibi taşınmazlardan elde edilen kira gelirleri ile cami, medrese, şifahane gibi hayır kurumları finanse edilir ve bu sayede toplum içindeki tüm fertlere dokunarak hayır işlemeye devam etmişlerdir.

Vakıf gelirleri 17. yüzyılın başlarında Osmanlı mali sisteminde ’lere ulaşmış, bunun üzerine devlet idaresi söz konusu alanlarda merkezi bütçeden kaynak aktarmayı gerekli görmemiştir.

Gelirlerinin yükselmesi ve hizmetlerin eksiksiz yerine getirilmesi yeni bir alanın açılmasına, "Para Vakıflarının" (Nukud Vakıfları) oluşmasına neden olmuştur.

Bu vakıfları, gayrimenkul vakıflarından ayıran en temel özellik; vakfedilen nakit paranın

bey' bi'l-vefâ (Alınan para karşılığında borç ödenene kadar bir mülkü rehin bırakmak),

bey bi'l-istiglâl (Borç karşılığı mülkü devredip kiracı olmak, borç ödenince mülkünü geri almak) ve muamele-i şer'iyye (Peşin alınıp vadeli satmak) gibi İslami finans yöntemleriyle faiz........

© Elips Haber