Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz
EPA Grup A.Ş. Genel Koordinatörü Haluk Akın’ı 2017 yılı Ağustos’unda dönemin Ramsey Genel Müdür Yardımcısı Sadettin Üçeyler’in “EPA’nın fabrikasını görmen lazım” davetiyle tanıdım. O fabrika turu ve sohbet sonrası yazıma şu başlığı attım:
Makineye yakayla girdi, bakterileri ‘tünel’de bitirdi…
Bir süredir Konfeksiyon Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanlığı görevini yürüten Haluk Akın, bir mesaj gönderdi:
Son dönemde sektörümüzde faaliyet gösteren yerli üreticiler, özellikle döviz kurunun baskılanması nedeniyle oldukça zor bir süreçten geçiyor. Buna rağmen üretmeye, ihracat yapmaya ve ülkemize katkı sağlamaya devam etmeye çalışıyoruz.
Son dönemde üyelerimizden, Çin’den ithal edilen makinelere ilave gümrük vergisi uygulanması yönünde yoğun talepler geliyor. Ancak ben, bunun sektörümüz açısından doğru ve sürdürülebilir bir çözüm olmadığına inanıyorum.
Haluk Akın, bu mesajın ardından hazırladığı bir yazıyı gönderdi:
Kısa Vadeli Koruma, Uzun Vadeli Zayıflama…
Akın, yazıya şu uyarıyla girdi:
- İlk bakışta koruma uygulamaları yerli üreticiye kısa vadeli bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, ekonomi tarihi ve sanayileşme süreçleri bize bunun uzun vadede ciddi riskler taşıdığını gösteriyor.
Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde korumacılık politikalarının doğal olarak cazip göründüğünü belirtti:
- Gümrük vergileri, ithalat kısıtlamaları veya benzeri önlemler yerli üreticiyi geçici olarak rahatlatabilir. Ancak rekabetten uzaklaştırılmış bir pazarın en büyük riski, üreticinin gelişme motivasyonunu kaybetmesidir.
“Rakibini görmeyen üretici”lerin yanılgısını şöyle özetledi:
Ürününü geliştirme ihtiyacı hissetmez.
Maliyetlerini düşürmek için yeterince çaba göstermez.
Ar-Ge yatırımlarını erteler.
Teknolojik dönüşümü yavaşlatır.
Zamanla dünya standartlarının gerisinde kalır.
- Koruma duvarları ilk etapta güven verir, ancak uzun vadede üreticiyi küresel rekabetten koparır.
1970’li yıllara uzandı:
- Türkiye bu süreci daha önce yaşamış bir ülkedir. 1970’li yıllarda uygulanan ithal ikameci sanayi politikalarıyla yerli üretim yüksek gümrük duvarlarıyla korunmuş, dış rekabet büyük ölçüde sınırlandırılmıştır.
O günlerde yaşananları şöyle irdeledi:
- Bu dönemde birçok sektör dış rekabet baskısını hissetmediği için;
Kalite artışı yavaşlamış,
Teknoloji yatırımları sınırlı kalmış,
Tüketici daha pahalı ve daha düşük kalite ürünlere mahkum olmuştur.
O dönemde ortaya çıkan durumu şöyle değerlendirdi:
- Sonuçta Türk sanayisi uluslararası rekabetten uzaklaşmış, ekonomik verimsizlik artmış ve ülke 1970’lerin sonunda ciddi döviz kriziyle karşı karşıya kalmıştır.
Rekabetten uzak kalan hiçbir sektörün uzun vadede........
