Türkiye için “klasik bütçe” değil; "bütçe klasiği"...
Tablodan merkezi yönetim bütçesi toplu sonuçlarını görüyoruz. Buna göre;
- 2026 yılı için öngörülen bütçe geliri 16 trilyon 266 milyar lira, Temmuz ayı gerçekleşmesi 1 trilyon 412 milyar lira ve 7 aylık kümülatif toplam ise 9 trilyon 200 milyar lira.
- 2026 yılı için öngörülen bütçe gideri 18 trilyon 979 milyar lira, Temmuz ayı gerçekleşmesi 1 trilyon 790 milyar lira ve 7 aylık kümülatif toplam ise 10 trilyon 521 milyar lira.
- Dolayısıyla hedeflenen bütçe açığı 2026 yılı için 2 trilyon 713 milyar lira, Temmuz ayına ait bütçe açığı 378 milyar lira ve 7 aylık toplam açık ise 1 trilyon 321 milyar lira.
Bu tabloya bakıp da hemen sevinmeyelim ya da umutlanmayalım. “Ne güzel yılın yarısını geçtiğimiz halde bütçe açığının daha yarısını bile geçmemişiz” demeyelim. Bütçemizin bütçe olmadığını bilelim.
Şimdi ne demek istediğimizi rakamlara bakarak ortaya koymaya çalışalım. Bunun için öncelikle ve ağırlıklı olarak giderlere bakalım.
Personel giderleri: 2025 yılı için öngörülen personel ödenekleri 2026 yılında yüzde 42’den fazla artırılarak 4 trilyon 907 milyar lira olarak belirlenmiş. Bunun da yüzde 60,2’si ilk 7 ayda kullanılmış. Aslında bütçenin kanayan yaralarının ikincisi bu kalem. Hem oran itibariyle ve hem de enflasyonla mücadele kapsamında önemli bir başlık. Geçenlerde basına yansıdığı üzere merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarında çeşitli unvanlarla çalışan kamu personel sayısı neredeyse 5.5 milyon kişiye yükselmiş. Kamu, adeta bir personel deposu haline gelmiş. Verimsiz bir kamu harcama kalemi olduğunu bilmeyen yok. Kaldı ki........
