“Vatandaşın enflasyon beklentisi düştü ama kaça düştü, onu sorma!”
Bu köşede daha önce kaç kez verdim bu örneği bilmiyorum ama bir kez daha tekrarlamak kaçınılmaz oldu. Bu örnek aslında bir gazetecilik öğüdüdür, siyasetçilerle hiç ilgisi yoktur. Ama belli ki siyasetçilere de bir şekilde bu örneğe uygun yaklaşım sergilemeleri gerektiğini hatırlatmak gerekiyor.
Örnek şu… Diyelim Hakkari’ye gelen turist sayısında yüzde 50 artış var, Antalya’ya gelen turist sayısındaki artışın oranı ise yüzde 10. Hangi oran daha önemlidir; yüzde 50 mi, yüzde 10 mu?
Artış oranına odaklanmak isteyen için yanıt çok açıktır, tabii ki Hakkari’ye gelenlerdeki artış önemlidir.
Peki oran değil de sayıya, düzeye bakarsak?
Hakkari’ye gelenlerin sayısı örneğin 100’den 150’ye çıkmıştır, Antalya’ya gelenlerin sayısı ise 1 milyondan 1,1 milyona.
Bir taraftaki artış 50 kişi, diğer taraftaki 100 bin kişi.
Hangisinin daha önemli olduğu çok açık değil mi…
Tansiyon düştü ama hâlâ ölümcül!
Ya da bir hasta… Tansiyon 30’u zorluyor, durumu çok kritik, beyin kanaması başta olmak üzere bir dizi ölümcül risk kapıda…
Acil serviste ilk müdahaleyi yapan acemi doktor muayene kabininden çıkıyor; rahatlamış, hasta yakınlarına müjdeyi(!) veriyor:
“Hastamızın durumu iyiye gidiyor, endişe etmeyin, tansiyonu 3 puan düşürdüm, artık 27.”
Oysa hasta bu tansiyonla da hayati tehlikeyi atlatabilmiş değil ki; ama acemi doktor 30’dan 27’ye inmeyi sorunun geride kalması olarak görüyor ve rahat.........
