Yaşar Ercan yazdı: Günebakan 45: “Şehri Sevdirecek Şeyler”
Günebakan 45: “Şehri Sevdirecek Şeyler”
11 Kasım 2025
Evimizin hemen karşısında bulunan eski İmar İskân Lojmanlarının arazisine toplu konut inşa edilecekmiş. Bu nedenle arazinin yanında yöresinde ne kadar ağaç varsa kesilmeye başlandı. Kesimi biri ihtiyar ikisi genç, üç vandal yapıyor. Ağaçları öyle iştahla, öyle alelade kesiyorlar ki insan ister istemez içinizde hiç mi insanlık yok sizin diye sormadan edemiyor. Sonra şahısların oduncu olduğunu, patronları üç kuruş daha kazansın diye delice bir azimle bu işe koyulduklarını öğreniyorum. Sabahın köründe başladıkları talan işlemine kararan havaya rağmen devam ediyorlar. Ne de olsa konut yapılacak arazi taşerona emanet edilmiş ve taşeron da tüm ağaçların katledilmesi emrini vermiş bunlara. Hele ihtiyar olan o kadar profesyonel bir katil ki yere devirdiği ağacın neredeyse yüz yaşında olduğunu umursamadan tepiniyor gövdesinin üstünde. Ağaçlar çatırdamaktan başka tepki gösteremiyorlar bu duruma. İhtiyar vandal devirdiği her ağaçtan sonra hızarını yağlayıp kapattıktan sonra birkaç dakika soluklanıyor. Ardından hemen işe koyuluyor. Ağacın dallarını gövdesinden ayırıyor. Kolunu kanadını kırıyor ağacın. Patronunun emri üzerine belirli boyutlara ayırıyor gövdeyi. Ardından genç vandallar yetişiyor. Gövdesi daha ince, görece genç ağaçlara onlar saldırıyor. Sahip oldukları tek meziyeti hunharca icra ediyorlar.
Elbet bu ağaçların, ağaçlara yuva yapan kuşların ahı bir gün tutar. Elbet göğsünden sökülen ağaçların yerine beton basılacak olan toprağın ahı bir gün tutar. Elbet üç kuruş daha kazanmak için yeşil alana düşmanlık edenlerin kursakları bir gün şişer, şişer de patlar. Mirasyediliğin popülaritesini alın teriyle para kazanan mesleklerden ayırarak söylemek gerekir ki onlarca ağacı yerle yeksan edenler bir gün ah vah ederek can verirler. İşte o gün yerde yatan şu çınar gibi, kara çam gibi, akasya gibi, dut gibi çaresiz ve kimsesiz kalırlar. Hakkımız helal değildir.
12 Kasım 2025
Üniversite eğitimi, askerlik vazifesi ve deprem ertesi barınma ihtiyacını karşılama gibi zorunlu hâllerde memleketten ayrı geçirdiğim uzun süreleri bir yana koyarsak ömrüm Maraş’ta geçti. Aklımın erdiği, anımsayabildiğim ilk anılarımı Maraş’ın birbirine uzak sayılan köy ve mahallerinin arasında biriktirdim. O erken çocukluk çağlarımdan bu yaşıma kadar memleketini yuva bilmiş binlerce Maraşlı -Maraşlı değil Kahramanmaraşlı- gibi ben de memleket aşığı olarak büyüdüm. Hiçbir koşulda burayı terk etmeyi düşünmedim. Daha iyi şartlarda yaşamak önceliğim olmadı. Daha rahat bir yaşam sürebileceğim görece üst sosyokültüre sahip büyükşehirlerde pek tabii ömrümün kalanını sürdürebilirdim. Bunun önünde hiçbir engel yoktu. Fakat şehrin makus talihini kırmaya çalışan onlarca yerli ve millî Don Kişot gibi ben de Kahramanmaraş’a olan........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar
Chester H. Sunde