Demografik dönüşümün makroekonomik anatomisi: Türkiye’nin boş kalan beşikleri
Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarını tartışırken genellikle enflasyon, cari açık ya da büyüme oranlarına odaklanırız. Oysa arka planda, tüm bu göstergelerin geleceğini derinden şekillendiren daha sessiz ve çok daha derin bir yapısal kırılma yaşanıyor: Demografik çöküş. TÜİK’in son açıkladığı doğum istatistikleri ve bölgesel makroekonomik veriler birlikte analiz edildiğinde, Türkiye’nin nüfus yenilenme dinamiğini kaybettiği açıkça görülüyor.
Doğum oranlarındaki dramatik düşüş
2020 yılında 1,77 çocuk olan toplam doğurganlık hızı, 2025 yılına gelindiğinde çarpıcı bir düşüşle 1,42’ye gerilemiş durumda. Nüfusun kendini ikame edebilmesi için kritik eşik olan 2,10 seviyesinin bu denli altına inilmesi, sadece sosyolojik bir değişim değil, aynı zamanda ciddi bir makroekonomik risk barındırmaktadır. Canlı doğan bebek sayısının 2020’de 1 milyon 112 binden, 2025’te 895 bin seviyesine kadar gerilemesi, geleceğin işgücü arzı ve sosyal güvenlik dengesi üzerinde ağır bir baskı oluşturacaktır. Bu keskin azalış, Türkiye’nin her geçen yıl daha az üreten ve daha fazla yaşlanan bir nüfus yapısına sahip olacağının en somut alarmıdır.
Eğitim seviyesi ve çocuk sahibi olmanın maliyeti
Veriler incelendiğinde en net korelasyonlardan biri eğitim seviyesi ile doğurganlık hızı arasında karşımıza çıkıyor. 2025 yılı........
