Toplumsalın yitimi
Toplum” dediğimiz şey gerçekten hep var mıydı, yoksa tarih boyunca ihtiyaçlarımıza paralel olarak onu özenle tasarlayıp icat mı ettik? Her dönemin koşullarına uygun olarak tekrar tekrar yapılandırıp, bizleri birleştiren özünü farklılaştırarak her yeni zamanın ruhuna özel bir toplum mu inşa ettik? Haydi biraz daha ileri gidelim; bunca zaman gerçek bir toplumu mu yoksa yalnızca toplum fikrini mi üretebildik? O toplumun içinde bizler neredeydik? Michel Foucault, toplumsal olanın kendiliğinden ve doğal bir kavram olmadığını ve toplum fikrinin iktidar tarafından üretilen söylemsel bir kategori olduğunu söyler. Ona göre söylem, hakkında konuştuğu olguları bizzat inşa eder. Böylelikle modern toplum dediğimiz şey de doğal bir kolektif değil, bireyleri düzenleyen, organize eden bir disiplin mekanizması olarak gelişir. Foucault buna “düzenlenmiş nüfus” tanımını getirir ve ekler; toplum fikrinin icadı ile güvenlik aygıtlarının ortaya çıkışı eş zamanlıdır. Toplum doğal bir gerçeklik değildir; yönetim tekniklerinin nesnesi olarak 18. yüzyılda şekillenmiştir. Yani toplum ve toplumsallık, var olanın aniden keşfi değil yoktan var edilmesi; icadıdır.
Birkaç yüz yıl öncesine kadar insanlar toplum yerine kabilelerden, aşiretlerden, ümmetten ya da tebaadan söz ederlerdi. Modern toplum fikri, ulus-devletin bir siyasal model olarak ortaya çıkışı ve bu yeni modele uygun kalıpların üretilmesine paralel olarak doğdu. İnsan, siyasi otoritenin karşısında tam ne olarak tanımlanacaktı? Tebaa mıydı, serf miydi, köle miydi, vatandaş mıydı, birey miydi? Ulus-devlet modelinin ortaya........
