İşgal Rejimine Karşı Türkiye Rüyası
İşgal rejimi medyasında; "Türkiye ile çatışma riskini göze aldık" ifadesinin bu denli açık telaffuz edilmesi, bölgesel tarihte nadir rastlanan bir kırılma oldu. Bu gerilimi anlamak için güncel haber akışının ötesine, tarihe, felsefeye ve güç matematiğine bakmak gerekiyor.
İçinde yaşadığımız coğrafyanın modern tarihi, büyük ölçüde bir "boşluk doldurma" tarihidir. Osmanlı'nın çekilişinden sonra bölgede oluşan güç boşluğunu önce mandacı Avrupa güçleri, sonra Soğuk Savaş'ın iki kutbu, 1990'lardan itibaren de tek kutuplu ABD hegemonyası doldurdu. İşgal rejimi, kuruluşundan bu yana Ben Gurion'un mirası olan "çevre doktrini" ile hareket etti: Bunun özeti; Arap çekirdek devletleriyle doğrudan çatışmak yerine, çevredeki güçlerle (İran'ın Şah dönemi, Etiyopya, yerel gruplar) ittifak kurarak kendini kuşatmadan koruma stratejisi idi. Bugün gördüğümüz sertleşmenin kökeninde, bu tavrın artık işlemediği gerçeği yatıyor. Çünkü Suriye'deki rejim değişikliği sonrası oluşan yeni boşluğu, işgal rejiminin beklediği gibi parçalı ve zayıf aktörler değil, bölgesel güç kapasitesi yüksek bir Türkiye doldurmaya aday. Yani terör devletinin, yetmiş yıllık stratejik varsayımı ilk kez bu denli doğrudan sınanıyor.
Antik Yunan tarihçisi Thukydides'e göre yükselen bir gücün, kendini yenilmez gören diğer bir gücün içinde oluşturduğu korku, çoğu zaman savaşın kendisinden daha belirleyici bir sebep olur. İşgal rejiminin korkusu da; Türkiye'nin şu anki askeri varlığı değil, on yıl sonraki kapasitesinin bugünden sınırlanmak........
