Gurbet Gecelerinden Sonsuzluk Ufkuna: Aczin İnayete Dönüştüğü An
Kâinatın ulvi ritmi içinde insan, bazen durup dinlenmeyen rüzgârın esişinde, bir nehrin hazîn şırıltısında ya da yağmurun rikkatli şıpıltısında kendi fani hakikatiyle yüzleşir. Yankılanan bu sesler, sadece tabiatın bir devridaimi değil; insanı gaflet uykusundan uyandıran ilahî birer ihtar ve nasihatçidir.
Dünya durmadan akıp gidiyor. Rüzgâr, yağmur ve nehirler birer asker intizamıyla kendisine verilen emre aşkla itaat ederken; insana fani dünyadan göç etme vaktinin yaklaştığını, ebedî bir âlemin kapısında durduğunu hatırlatıyor. Zevâl ve firakın insan ruhunda açtığı o derin gurbet yarasına karşı yegâne melce ve penah ise Yüce Yaratıcı’nın sonsuz rahmetidir. İnsanın aczini, yalnızlığını ve kimsesizliğini anlayıp “Hasbunallâhu ve ni'mel vekîl” diyerek O’na sığınması, çaresizliğin en büyük şefaatçiye dönüştüğü andır.
Cenâb-ı Hak, dilediği kuluna Nur ismiyle tecelli eder, dilediği miktarca hakikatleri gösterir. Kul, kendi aczini kabul ettiği ölçüde ilahi inayetin nezaretine mazhar olur. Zira bu kâinat nizamında rahmetin en şirin ve ihtişamlı cilvesi,........
