menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SAVUNULAMAYAN YOLSUZLUK, KAÇINILMAZ HESAPLAŞMA BUTLAN KARARI BEKLENMEDEN CHP’DE İÇ TEMİZLİK BAŞLAYACAK

64 0
23.04.2026

Siyasetin en ağır sınavı sandık değildir. Asıl sınav, güçle kurulan ilişkinin ahlaki zeminde kalıp kalmadığıdır. Bugün başta Uşak ve Ataşehir olmak üzere gündeme gelen yolsuzluk dosyaları, bir partinin yalnızca yerel yönetim performansını değil, aynı zamanda kurumsal reflekslerini de sorgulatıyor. Çünkü bazı dosyalar vardır; teknik savunmalarla geçiştirilemez, iletişim stratejileriyle örtülemez. O dosyalar büyüdükçe, suskunluk bile bir tür itirafa dönüşür.

Uşak’tan gelen iddialar, belediye kaynaklarının kişisel alanlara yönlendirildiği, kamu gücünün özel menfaat için kullanıldığı yönünde. Ataşehir dosyasında ise rüşvet, çıkar ağı ve sistematik yapı iddiaları, münferit bir vakayı aşan bir tabloyu işaret ediyor. Bu tür dosyaların en çarpıcı tarafı sadece içerikleri değil; artık parti içinden bile güçlü ve inandırıcı bir savunma üretilememesi. Siyasette kriz yönetimi, genellikle “inkâr–zaman kazanma–gündem değiştirme” üçgeniyle yürütülür. Ancak öyle bir eşik vardır ki, bu üçlü mekanizma çalışmaz. Bugün gelinen nokta tam olarak o eşiktir.

Bu tablo, Türkiye’nin siyasi hafızasında yeni değil. 1970’lerin sonunda İtalya’da patlayan Tangentopoli süreci, ülkenin köklü partilerini birkaç yıl içinde dağıtmış, “temiz eller” operasyonlarıyla siyaset baştan aşağı yeniden dizayn edilmişti. Benzer şekilde Türkiye’de Susurluk Skandalı, devlet-siyaset-mafya üçgeninde kurulan kirli ilişkileri açığa çıkarmış; o dönemin güçlü figürleri birer birer tasfiye edilmişti. Bu örnekler şunu gösterir: Yolsuzluk bir noktadan sonra sadece adli değil, sistemsel bir krize dönüşür. Ve o kriz ya içeriden çözülür ya da dışarıdan sert bir müdahaleyle tasfiye edilir.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşı karşıya olduğu durum tam da bu tarihsel eşiğe benziyor. Bir yanda belediyelerde ortaya saçılan ağır iddialar, diğer yanda ise parti içi meşruiyet tartışmaları… Olaylı kurultay sürecine ilişkin beklenen “butlan” kararı, sadece hukuki bir tartışma değil; doğrudan siyasi liderlik ve temsil meselesidir. Eğer bir kurultayın meşruiyeti tartışmalı hale gelirse, o yapı üzerinde yükselen tüm siyasi mimari de sorgulanır. Bu yüzden mahkemeden çıkacak olası bir butlan kararı, sadece bir iptal değil; partinin yeniden kuruluşuna giden yolu açabilecek bir kırılma anlamına gelir.

Ancak kritik nokta şu: Siyaset bazen mahkeme kararını beklemez. Kurumsal refleksi güçlü olan yapılar, krizi içeride çözer. Kendi iç denetim mekanizmalarını çalıştırır, sorumluları tasfiye eder, kamuoyuna güçlü bir “temizlenme” mesajı verir. Aksi........

© Diriliş Postası