SAVAŞIN ADI: İSTİHBARAT - 1
İstihbaratın hayati önemine değindiğim her fırsatta, günümüzde artık savaşların yalnızca topla tüfekle değil, strateji ve istihbarat hamleleriyle yürütüldüğünü, bu nedenle istihbarat olgusunun devletler için vazgeçilmez bir unsur olduğunu sıklıkla vurgulamışımdır.
Özellikle coğrafi konumu itibarıyla Doğu ile Batı’nın, enerji hatlarının, bölgesel krizlerin ve çatışma odaklarının tam merkezinde yer alan Türkiye açısından değerlendirildiğinde, istihbaratın kritik rolü çok daha belirgin hâle gelmektedir. Son yıllarda ülkemizin istihbarat alanında ulaştığı seviyeyi ve bu doğrultuda kritik sorumluluklar üstlenen Hakan Fidan gibi isimlerin neden hedef alındığını anlayabilmek için de bu jeopolitik gerçekliği göz önünde bulundurmak gerekir.
Yaşanan gerçekleri daha net kavrayabilmek adına, bu alandaki araştırma ve gözlemlerimi bir kez daha kapsamlı bir şekilde ve altını önemle çizerek paylaşmak istiyorum. Çünkü istihbarat, böylesi bir coğrafyada kelimenin tam anlamıyla hayati bir gerekliliktir.
Kıran kırana bir rekabetin, bölgesel ve küresel üstünlük kurma mücadelesinin yaşandığı günümüz dünyasında istihbarat; devletlerin varlığını sürdürebilmesinin temel şartıdır. Nitekim dünyanın önde gelen uluslararası istihbarat teşkilatlarına bakıldığında, bağlı bulundukları ülkelerde devlet bütçesinden en yüksek payı alan kurumların başında geldikleri net bir şekilde görülmektedir.
Günümüzde savaşlar boyut değiştirmiş ve doğrudan birer "istihbarat savaşına" dönüşmüştür.
Bir ülkenin bekasını sağlayan en temel unsur artık istihbarat gücüdür. Bu güç, teknolojinin sunduğu son imkânlar ve yapay zekâ odaklı veri analitiğiyle birleştiğinde asimetrik bir güçler savaşı ortaya çıkarmaktadır. 2000’li yılların başı,........
