ERDAL BEŞİKÇİOĞLU; SİYASALLAŞAN SANAT, BİR EKMEK VE BİR HAYAT HİKAYESİ
Bir sanatçı Belediye Başkanı’nın tutuklanmasına geçmeden önce bu hafta sonu size bir kış hikâyesi anlatmak istiyorum. Uzun yıllar yaşadığım eğitim alıp tiyatro ve gazeteciliğe başladığım şehrin hikâyesi. Kışlar yaman geçerdi o yıllarda. Şehrin iki ana caddesi kar ile dolar, esnaf, apartman görevlileri, dudaklarından sigara hiç düşmeyen belediye temizlik ekipleri el ele verir temizlerdi kardan şehri. Bütün bir gece ara ara şiddetle ama hep bir sakinlik ile yağardı kar. Çatılardan sıyrılıp aşağı düşen kar kütlelerinin gürültüsü, sokakları kaplayan kömür kokusu. Buğulu pencerelerden dışarıya süzülen sıcak evlerin kendi dünyasında kış güzel geçerdi.
Tiyatro eğitimimin son yılıydı. Şehir Tiyatrosu’nun kulis yanındaki deposunda sabahlardık. Bütün gece sadece tek bir spotun aydınlattığı sahnede prova biter, oyuncular kalın pardösülerini giyer, papaklarını kafalarına geçirip yorgun ama huzurlu adımlar ile salondan ayrılırlardı. Geride ben ve birkaç kişi kalırdık. Yönetmen, hocalar, elinden iş gelen oyuncular. Oyun sahnelenmediğinde kalorifer yanmazdı. Kulis deposunda sapları kırılmış eski bir soba. İçine konulan odun tutuşunca gürültü ile yanardı.
Duvarlara sıralanmış dekor parçaları, boya tenekeleri, eskimiş fırçalar, ütüsü bozulmuş bavullarda buruşmuş kostümlerin hav kokusu. Depo hemen ısınırdı. Üzerimizi değiştirir giyer iş elbiselerini dekor çıtalarını keser, gerdiğimiz dekor kumaşlarını kontrol eder, boyamaya başlardık. Tiyatronun bıyıkları sigara ile sararmış zayıf bekçisi kendi odasındaki elektrik........
