menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Entelektüel çürüme ve ahlâksızlığın ahlâkı

8 0
07.10.2026

Muhammed Işık yazdı;

Entelektüel çürüme ve ahlâksızlığın ahlâkı

Bir insanın yükselmesiyle birlikte değişen yalnızca hayat şartları değildir. Çevresi değişir, kendisine gösterilen hürmet değişir, ulaşabildiği imkânlar değişir. Daha önemlisi, yaptığı hataların karşısına çıkan itirazların sayısı da azalabilir.

İnsanoğlu bir süre sonra da kendisine yöneltilen her eleştiriyi düşmanlık, her itirazı kıskançlık, her hesabı da makamına yapılmış bir saldırı olarak görmeye başlayabilir.

İşte tehlike tamda burada başlıyor. Çünkü makam, insanı olgunlaştırmaktan ziyade, gerçek karakterini daha da görünür hâle getirir.

Güçlü olduğu hâlde ölçüsünü koruyanla, güç eline geçtiğinde sınırlarını kaybeden insan arasındaki fark da burada ortaya çıkar.

Son dönemde Türkiye'nin gündemine oturan fon soruşturmaları, sanat dünyasına uzanan uyuşturucu operasyonları, bazı akademisyenler, bürokratlar, iş adamları ve tanınmış kişiler hakkındaki ağır iddialar birbirinden farklı olaylar olsa da bu dosyaların her biri bize çürümeyi anlatıyor. Çünkü bazen insanın eğitim düzeyi yükseliyor, serveti büyüyor, makamı güçleniyor, çevresi genişliyor; fakat ahlâkî sınırları aynı ölçüde gelişmiyor. Hatta bazı durumlarda güç, insanın zayıflıklarını gizlemek yerine büyütebiliyor.

İnsanın eline para geçtiğinde ne yaptığı kadar, eline yetki geçtiğinde ne yaptığı da önemlidir.

Para insanı sınarken, makam bazen daha ağır imtihan vesilesi olabilir. Çünkü para kaybedilebilir; makam ise insana başkalarının hayatı üzerinde etkide bulunma imkânı verir.

Bu nedenle makamın gerçek değeri, sağladığı ayrıcalıklardan öte taşıdığı emanet yükünde aranmalıdır. Devlet görevi, kamu kaynağı, şirket yönetmek, üniversitede kürsü sahibi olmak, öğrencinin geleceği üzerinde söz sahibi olmak, çalışanın ekmeğini belirlemek veya sanatçının toplum üzerindeki etkisi, bahsettiğimiz emanet örneklerinden sadece birkaçıdır.

İnsanın elindeki imkânlar büyüdükçe sorumluluğunun da büyümesi gerekirken, bazen tam tersine bir hak edilmişlik duygusu gelişiyor.

“Bu mevkie kendi çalışmamla geldim.”

“Bu serveti ben kazandım.”

“Bu başarıyı kimse bana vermedi!..” gibi.

Bu düşüncelerin hepsinde belli ölçüde hakikat bulunabilir. Fakat buradan şu yanlış sonuca geçildiğinde mesele değişir: “Öyleyse sahip olduğum güç üzerinde kimsenin söz söylemeye hakkı yok!”

Böylesi bir düşünceye sahip olunduğu zamanda, güç burada emanetten imtiyaza dönüşüyor. Servet sahibi insanın en büyük sınavlarından birisi, sahip olduklarının kendisine ait olduğunu düşünmeye başlamasıdır. Oysa servetin kazanılmasında toplumun, hukukun, çalışanların, müşterilerin, devlet düzeninin ve güven ortamının da payı vardır.

Bir iş insanı, fabrikasını tek başına kurmadığı gibi, bir şirketi tek başına büyütmez. Bir üniversite hocası, bilgisini tek başına üretmez. Bir bürokrat, devlet imkânlarını kendi cebinden oluşturmaz. Bir sanatçı, eserini boşlukta meydana getirmez.

İnsanoğlu yükselirken toplumun imkânlarından yararlanır. Bu yüzden yükselmek, toplumdan uzaklaşma hakkından ziyade, topluma karşı sorumluluğun artmasıdır. Fakat güç, insanı çevresinden uzaklaştırdığında, farklı bir durum ortaya çıkar. İnsanoğlu artık kendisini başkalarının ölçüleri yerine, kendi başarılarıyla değerlendirmeye başlar. Çevresindekiler de ona sürekli başarılarını hatırlatır. Böylece, insanın çevresinde bir övgü halkası oluşur. Kimse “yanlış yapıyorsun” demez, makam sahibini kızdırmaktan kaçınır, büyük müşterisini kaybetmekten korkar, güçlü bir akademisyenin karşısına çıkmaya çekinir ve ünlü bir sanatçının çevresinden dışlanmak istemez.

Böylece insanoğlu, bir süre sonra kendisine itiraz edenlerin azlığını, haklılığının bir kanıtı sanabilir. Oysa bazen sessizlik, haklılıktan ziyade gücün sonucudur. Elit çevrelerdeki en tehlikeli dönüşümlerden biri burada........

© Dikgazete.com