Ümmü’l-Mü’minîn Hazreti Âişe validemiz: Resûlullah’ın sevgilisi
Ümmü’l-Mü’minîn Hazreti Âişe validemiz: Resûlullah’ın sevgilisi
-Peygamber Efendimizin zevceleri Müminlerin anneleridir-
Hazreti Ali (radıyallahu anh), Hazreti Âişe validemizden bahsederken onu “Resûlullah’ın sevgilisi” diye anar. Bu ifade, Ümmü’l-Mü’minîn Hazreti Âişe validemizin Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatındaki müstesna yerini anlatan en güzel ifadelerden biridir.
Peygamber Efendimiz’in Hazreti Sevde validemiz ile evlenmesinden sonra geçen yaklaşık üç yıl içindeki en önemli hadise Hicret oldu. Efendimiz, Hz. Sevde validemiz ile evli olduğu sırada Mekke’den Medine’ye hicret etti. Medine’ye vardıklarında, Mescid-i Nebevî’nin yapılacağı yer, yetim çocuklar olan Sehl ve Süheyl’den satın alındı. Bu alan üzerine Mescid-i Nebevî ve Hücre-i Saadet inşa edildi. O günlerin imkânları düşünüldüğünde, yapılan binaların ne kadar sade olduğu daha iyi anlaşılır. Burası, dört duvardan meydana gelen, gölgelik olması için kuru hurma dallarıyla örtülen, gösterişten uzak ve mütevazı bir yapıydı. Yaklaşık 1.010 metrekarelik bu alanda Ashâb-ı Suffe için de yer bulunuyordu.
Bugün Kabr-i Saadet’in bulunduğu yer ise Peygamber Efendimiz’in Hazreti Âişe validemizle evliliğinden sonra yaptırdığı “hücre”, yani odadır. Efendimiz, diğer validelerimiz için de ayrı ayrı hücreler yaptırdı. Bu hücrelerin bazılarında yalnızca perde bulunurken, bazılarında duvar vardı. Hazreti Âişe validemizin hücresi ise Mescid tarafında bir perde ile ayrılıyor, arada duvar bulunmuyordu. Validelerimiz için yaptırılan hücreler arasında en geniş olanı da Hz. Âişe validemize ait olan hücreydi.
Bütün bunlar, Peygamber Efendimiz’in nasıl sade ve mütevazı bir hayat sürdüğünü de gösterir. O, Allah’ın dinini tebliğ etmek uğruna her türlü sıkıntıyla mücadele etti. Müşrikler kendisine, “Sana krallık verelim, altın ve servet verelim; yeter ki bu davadan vazgeç” anlamında teklifler sundular. Fakat Kâinatın Efendisi, bunların hiçbirine itibar etmedi. Onun kararlılığı şu sözlerle ifade edildi: “Bir elime güneşi, bir elime ayı koysanız yine de dini hakkı tebliğ etmekten vazgeçmem.”
Hazreti Âişe validemizin ailesi…
Hazreti Âişe validemizin tam adı Âişe bint Ebî Bekir es-Sıddîk el-Kureşiyye’dir. Babası, sıddîkıyet makamının timsali, Peygamber Efendimiz’in en yakın dostu Hazreti Ebû Bekir es-Sıddîk’tır. Annesi ise Benî Kinâne’den Ümmü Rûmân bint Âmir bin Uveymir’dir.
Hz. Âişe validemiz, İslâm’ın ilk yıllarında iman edenler arasında yer aldı. Hatta kendisinden nakledilen meşhur bir söz vardır: “Ben kendimi bildim bileli annemi ve babamı Müslüman biliyorum.” Bu söz, onun nasıl bir iman ortamında yetiştiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Hazreti Âişe validemizin kardeşleri Abdullah, Abdurrahman ve Esmâ da Müslüman sahâbîler arasında yer aldı. Böylece bu aile, İslâm’la şereflenen ve İslâm uğrunda fedakârlık gösteren bir aile olarak öne çıktı. Adeta sülalece iman etmiş bir aileydi.
Peygamber Efendimiz ile Hz. Âişe validemizin nikâhı…
Peygamber Efendimiz’in Hz. Âişe validemizle nikâhı Mekke döneminde kıyıldı; ancak düğün ve birlikte hayat sürmeleri Medine’ye hicretten sonra gerçekleşti.
Bu evliliğin gerçekleşme sürecinde yaşanan maddî sıkıntılar, Peygamber Efendimiz’in dünya hayatındaki sadeliğini ve mütevazılığını da açıkça göstermektedir. Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh), bir ara Peygamber Efendimiz’e nikâhın neden geciktiğini sordu. Efendimiz ise Hz. Âişe validemiz için gerekli olan mehir parasını henüz toparlayamadığını ifade etti. O dönemde Peygamber Efendimiz’in ciddi bir geçim sıkıntısı vardı. Yukarıda da ifade edildiği üzere, Efendimiz saraylarda, zenginlik ve ihtişam içinde yaşamıyordu. Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir, gerekli mehir parasını Peygamber Efendimiz’e borç verdi ve bu şekilde anlaşma sağlandı. Hz. Âişe validemizle nikâh Mekke’de kıyılmış olsa da düğün Medine’de, Hicret’ten sonra gerçekleşti. Nihayet 624 yılının Nisan ayında Peygamber Efendimiz Hazreti Âişe validemizle evlendi.
Hazreti Sevde validemizin fedakârlığı…
Peygamber Efendimiz, hanımlarının her birinin yanında nöbetleşe kalırdı. Hazreti Sevde validemiz ise büyük bir fedakârlık göstererek kendi nöbetini Hz. Âişe validemize verdi. Hz. Sevde validemiz, kendi sırası geldiğinde de Peygamber Efendimiz’e: “Ben sıramı Âişe’ye veriyorum. Yine bana sıra geldiği zaman Âişe’nin yanında kalabilirsin” dedi. Peygamber Efendimiz ile Hazreti Âişe validemiz de Hazreti Sevde validemizin fedakarca yaptığı teklifine razı oldular. Bu dönemde Hz. Âişe validemizin hücresi de Mescid tarafında bir perde ile ayrıldı. Böylece Hücre-i Saadet, Peygamber Efendimiz’in hayatının en özel mekânlarından biri hâline geldi.
Uhud’da Hazreti Âişe validemiz ve Hazreti Fâtıma…
Hazreti Âişe validemizin Medine’deki hayatının önemli hadiselerinden biri de Uhud Gazvesi oldu. Aynı yıl Hazreti Fâtıma validemiz de Hazreti Ali (radıyallahu anh) ile evlendi. Her iki düğünün ardından, 625 yılının Şevval ayında Uhud Gazvesi gerçekleşti. Uhud Gazvesi’nde Hz. Fâtıma validemiz ile Hz. Âişe validemizin çok önemli görevleri........
