İran rüyasından İran kâbusuna
Prof. Dr. Bedri Gencer yazdı;
İRAN RÜYASINDAN İRAN KÂBUSUNA
İran Meselesi’nin zuhuru…
İslâmcılık, yapılan sayısız çalışmaya rağmen halen layıkıyla tanımlanabilmiş, anlaşılabilmiş değildir. Tabiat boşluk kaldırmaz, batıl ehlinin İslâmcılığı tahrifi ve istismarı da bu kavram kargaşasından kaynaklanır. “İslâmcılık” kavramındaki “İslâm”dan kasıt, “şeriat”tır. Dolayısıyla Asr-ı Saadet’ten sonra asırlar içinde hedefinin “şeriatın tam hâkimiyeti”nden “şeriatın hâkimiyeti”ne değişmesiyle birlikte İslâmcılığın mânâsı da değişmiş, daralmıştır. İslâm düşüncesinde “evvelü'l-fikr, âhirü'l-amel” (önce fikir-teori, sonra amel-pratik) diye ifade edilen fikir-amel, teori-pratik münasebetince İslâmcılık, bir “ideoloji”nin (felsefî akım, doktrin) ötesinde fikri ve hareketi kapsayan “akım” demektir. Dar mânâda İslâmcılık, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen, Mısırcılık ve İrancılık olarak iki ana kola ve devre ayrılan İslâm devleti kurma akımı (fikri ve hareketi) demektir:
1. Birinci Dünya Savaşı (hilafet) sonrası: Necip Fazıl nesli
2. İkinci Dünya Savaşı sonrası:
A-1960-1980 arası Mısırcılık (Seyyid Kutub çizgisi): Sedat Yenigün nesli
B-1980-2026 arası İrancılık (Ruhullah Humeynî çizgisi): Ali Bulaç nesli
Necip Fazıl Kısakürek’in temsil ettiği yerli, Sünnî İslâmcılıktan kopuşla geliştiği için Mısırcılık ve İrancılık olarak İslâmcılığa “modernist, radikal, yabancı, kökü dışarıda” ithamları yapılmış, mahkûm edilmiştir. XIX. asırda Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı, Osmanlı Devleti’nin başına ölümcül bir “Mısır Meselesi” açmıştı. Kadir Mısıroğlu, Şubat 1980'de kaleme aldığı yazısında 1979 yılında gerçekleşen İran Devrimi’nin şimdi de Türkiyeli Müslümanların başına belalı bir “İran Meselesi” açtığını söylüyordu:
“İran Meselesi zuhur etti. Kimi sığ akıllı, kimi kötü niyetli bir kısım insan, İran hadiselerini ülkemize sıçratmaya müheyya bir kıvılcım gibi ele alıp korlatmaya çalıştı. İşi mezhepleri hafife almaya kadar götürdü. Bunlar, İslâm’da parti olmadığını, bu yoldan İslâm'a hizmet edilemeyeceğini, önce kekeme bir üslupla sonradan sarahaten ve cesaretle ortaya atarak, Türkiyemizde bir “Humeynî” aramaya koyuldular” (Karadeniz 2025: 194).
Türkiyeli Humeynî Arayışı…
Mısıroğlu’nun sözlerinden anlaşılacağı gibi, İran Devrimi, Türkiyeli Müslümanlara kıblesini, feleğini şaşırtmıştı. O kadar ki İran Devrimi’nin gerçekleştiği 1979 yılında jet hızıyla Mehmed Kerim müstear ismiyle İran İslâm Devrimi kitabını yazan Ali Bulaç ile Edip Yüksel gibi İrancılar, Türkiye’de de “Gaib İmam” gibi Humeynî isimli bir Mehdî aramaya koyulmuşlardı! (Köroğlu 2016: 405). Ali Bulaç, İran İslâm Devrimi kitabını yazdığı........
