menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Ülke Bitti” mi? Ağ ile bağ arasında bir zemin duygusu

92 0
30.05.2026

“Ülke Bitti” mi? Ağ ile bağ arasında bir zemin duygusu“

Yorgunluk bir ülke olsa Türkiye olurdu gibime geliyor. Durmaksızın tekrarlayan döngüler, arada bir fırsat bulup filizlenen umudun tepesine daracık balkonlardan düşen saksılar gibi iniveriyor. Memleketin istikrarlı kötüye gidişinde ufacık bir şeyi değiştirmek o kadar zor, her şey her fırsatta ayarlarına dönmeye o kadar meyilli ki insan yoruluyor, akıl yoruluyor, hayal yoruluyor. Ülkede yorgunluk bile yorgun! 

Bayramın üçüncü gününden yazıyorum. Derdim, derdimizi dökmekten ibaret değil tabii. Boydan boya tatillerle dolu Mayıs ayında mecburi durup dinlenmelerimizin görünür kıldıkları üzerine söyleşmek biraz. Ve umudu saklandığı yerden çıkarmak. Ucunu bulursak gerisi gelir. Yaşayacağız Vanya Dayı!

Bayrama yoğun bir kandırılmışlık hissiyle girdik. Yani daha da kandırılamayız diyorduk, yine kandırıldık, kendi kanan yanlarımıza şaştık. Kanmak ve kanamak birbirine ne kadar yakın sözcükler bu arada. ‘Ağır kanmalı’ bir ülke için acilen umuda ihtiyaç var. 

Bu duygu yalnızca son günlerle ilgili değil elbette ama son haftalarda üst üste gelen gelişmeler onu daha görünür hale getirdi. CHP’nin yargı eliyle içine sokulduğu durum, Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok geniş bir kesimde ihanet duygusunu tetikleyen tavrı, Bilgi Üniversitesi’nin birkaç gün içinde kapatılıp yeniden açılması, insanların hayatlarıyla, planlarıyla ve emekleriyle bu kadar kolay oynanabilmesi hissi… Bütün bunlar insana yalnızca siyaseti düşündürmüyor. Daha temel bir şeyi düşündürüyor: Zemin duygusunu. Bir yere sağlam basabildiğimizi hissetmeye ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu.

Yalnız kötü haberler, krizler ve belirsizlikler birikmiyor. Bir duygu da birikiyor: Hayal kırıklığından kaçınma ihtiyacı. Çünkü hayal kırıklığı temelde “faydasız” bir duygu gibi görünüyor: Olanı değiştirmiyor, sadece yoruyor ve vakit kaybettiriyor. İnsanı baş edemeyeceği gerçeklikler karşısında kendi içinde küçülmeye iten kandırıkçı bir duygu aynı zamanda.  İnsan bir noktadan sonra beklentilerini küçültmeye, şaşırmamaya, fazla umut etmemeye çalışıyor. Hayal kırıklığı sistemin en has elemanı bu anlamda, en bir “kılışdar”, ömür törpüsü duygu: Hayallerini kırın, gerisini insanlar kendi kendilerine halleder. 

Son günlerde en  sık duyduğum cümle: “Ülke bitti”. Annem de bunu söylüyor, aklı başında taksici de bunu söylüyor, eş dost meclislerinde de en sık duyduğum cümle bu. “Ülke bitti” cümlesi duygulara tercüman olduğu kadar da çelişkili: Çünkü burada yaşıyoruz. Hayallerimizin, dostluklarımızın, ailelerimizin, işimizin ve geleceğimizin büyük kısmı hâlâ burada.  

İnsanı hayal kırıklığına uğratan şey esasen kaybetmek değil öte yandan. Bir şeye değer vermiş olmak gerekir önce.  Bu anlamda belki de hayal kırıklığı, sandığımız kadar umudun karşıtı değil. Bazen de onun kanıtı: Bir yere bağlanmış, bir şeye inanmış, bir ihtimali ciddiye almış olduğumuzun. Belki de hedefimiz daha paslanmaz çelik hayaller kurmak ya da hayallerimizi yontup kuşa çevirmek değil de hayallerin gücünü birleştirebilmek olmalı artık. Yaşasın hayallerin kardeşliği. 

Fakat önce bir resetlenip silkinmek, biraz durup nefes almak gerekiyor. Sizin bir kurtarılmış hayal bölgeniz var mı? Dünyanın tamamen bozulmadığını, insanın hâlâ tutunabileceği bazı şeyler olduğunu hatırlatan görüntüler, anlar. Benim için bunlardan biri Ohrid’de gördüğüm ihtiyar bir balıkçı.  

Ohrid Gölü bazı saatlerde gerçekten mercan gibi parlıyor. Andan çok fotoğrafının peşindeki turist kalabalığı ve lüzumundan pahalı turlar arasında, küçük teknesini pırıl pırıl tutan bir adam. Yetmiş yaş civarında görünüyordu. Ama dünyaya “işim bitti” diye bakmıyordu.  Yaptığı şey yalnızca bir........

© Diken