Orta yaş: Zaman artık sınırlı bir kaynak
Orta yaş: Zaman artık sınırlı bir kaynakO
İnsan yaş aldığını bir takvim yaprağından öğrenmez. Zaman çoğu zaman kendini küçük işaretlerle belli eder.
Bir gün bir fotoğrafa bakarken fark eder insan; yüzünde yeni bir ifade, bakışında daha ağır bir gölge vardır.
Bir sabah uykusuz bir gecenin ardından bedeninin eskisi gibi toparlanmadığını hisseder.
Bir gün saçlarının eskisi gibi olmadığında, bedeninin direncinde, dizlerinin sessiz itirazında zamanın izini okur.
Bir gün de 20’li yaşların gürültüsüyle dolu bir mekânda kendi ritmini, kendi yaşını ve zaman duygusunu birdenbire fark eder.
İnsan çoğu zaman yaş aldığını aynada değil, aynanın dışında anlar: fotoğraflarda, merdivenlerde, tahlil sonuçlarında, sosyal medyanın gençlik dininde, başkalarının bakışında. Çünkü yaş almak önce yüzden değil, ritimden belli olur; toparlanma süresinden, kalabalığa tahammül eşiğinden, geleceği düşünürken duyulan o hafif iç daralmasından. Zaman önce derinin üstünde değil, insanın iç temposunda çalışır.
Yalnız asıl kırılma bedende değil, bakışta olur. İnsan ilk kez hayatını geriye ve ileriye doğru aynı anda görmeye başlar. Arkasında biriken yılları, önünde ise sonsuz olmadığını sezdiği zamanı.
Tam da bu yüzden orta yaş yalnızca yaşın ilerlemesi değildir. Asıl değişen, insanın zamanla kurduğu ilişkidir.
Gençlikte zaman geniş bir ufuk gibi görünür; hata yapılabilir, yön değiştirilebilir, yeni başlangıçlar mümkündür. Orta yaşta ise zaman ilk kez sınırlı bir kaynak gibi hissedilir. Ve bu farkındalık, her karara daha ağır bir anlam yükler.
Orta yaşta insan bir yandan önünde hâlâ yaşayacak yıllar olduğunu bilir, öte yandan o yılları aynı hayatın içinde geçirip geçiremeyeceğini düşünmeye başlar. Asıl gerilim de burada doğar: ‘Daha yaşayacak zamanım var’ düşüncesiyle ‘Ama bu hayatı daha ne kadar böyle sürdürebilirim?‘ sorusunun aynı anda insanın içine yerleşmesi.
Dante, ‘İlahi Komedya’ya “Hayat yolumuzun ortasında karanlık bir ormanda buldum kendimi” diyerek başlar. Bu cümle yalnızca teolojik bir alegori değildir; aynı zamanda orta yaşın ruh halini anlatan güçlü bir metafordur. İnsan o noktada kaybolduğu için değil, ilk kez nerede olduğunu gerçekten gördüğü için durur. Gençken yolun kendisi heyecan verir; orta yaşta ise insan ilk kez hangi yolda olduğunu, bu yolun nereye çıktığını ve artık başka yollara sapmanın neye mal olacağını düşünür.
Erik Erikson’un gelişim kuramında yetişkinliğin merkezindeki gerilimlerden biri ‘üretkenlik‘ ile ‘durgunluk‘ arasındadır. İnsan yalnızca yaşamış olmak değil, bir şey bırakmış olmak ister: emek, anlam, ilişki, eser, çocuk, iz, katkı. Hayat yalnızca tekrar eden sorumluluklardan ibaret görünmeye başlarsa içeride ağır bir durgunluk hissi çöker. Bu yüzden orta yaşın sarsıntısı yalnızca ‘Yaşlandım’ hissi değildir; aynı zamanda ‘Hayatım gerçekten bir yere akıyor mu?’ sorusunun ilk kez bu kadar sert biçimde insanın içine yerleşmesidir.
Öte yandan zaman üzerine düşünmeye başlayan insan çok geçmeden başka bir kayıpla da yüzleşir: yaşanmamış olanın........
