Trump değil, asıl sorun 'büyük'
Doğru, ABD Başkanı Donald Trump da birçok devlet başkanı gibi alçağın teki, acımasız, kural tanımaz, şımarık… Ama şimdi Venezuela’ya saldırıyı Trump’ın kişisel özelliklerine bağlamak, körlüğü bulaşıcı hastalık kılmaktan öteye gidemez. Sorun, ‘büyüklük’tür.
Sevan Nişanyan da bu meseleye dikkat çekti geçenlerde Facebook paylaşımında: Misilleme yapılamayacak kadar büyük, güçlü bir aktörün (ABD) varlığıdır sorun.
Nişanyan, tamamen katıldığım dört kilit olayı örnek gösteriyor:
“Batı ittifakının dümenini tutan kadronun her türlü korkudan – ve dolayısıyla yasal ve ahlaki frenden – kurtulmasını son yıllarda dört kilit olayda izledik. Birincisi covid sahtekarlığıydı. Ardından Ukrayna felaketinin pervasızca Rusya’ya yüklenmesi, ardından Gazze soykırımı, ardından da şimdi Venezuela hadisesi.”
‘Büyüklük’ün teori babası, meseleyi The Breakdown of Nations kitabında enine boyuna inceleyen siyaset bilimci Leopold Kohr (1909-1994), “Bir yerde bir yanlışlık varsa orada bir şey fazlasıyla büyük demektir” diyor.
(Kohr bu kitabını ilk 1957’de, ikinci kez de bir sonsöz ekleyerek 1978’de yayınladı. Unutulmaya yüz tutmuş kitap 2017’de tekrar basıldı. Bu klasik eser mutlaka Türkçeye çevrilmeli.)
Kohr, gücün temerküz etmesini, başedilemeyecek hale gelmesini ‘Saldırganlığın güç teorisi‘ başlığı altında kabaca şöyle açıklıyor:
Su 100 santigrad derecede kaynar, zeytinyağı 298 derecede, civa da 356,7 derecede; velhasıl herşeyin bir kaynama noktası vardır. Atomu zenginleştirirsiniz, kritik eşiğe (critical mass) gelene kadar bir şey yoktur, ama o eşiği aşınca nükleer silaha dönüşür, patlar… İktidar da böyledir işte; güçlenir güçlenir ve kritik eşiği aşınca, kaynama noktasına erişince tahripkar hale gelir. Hiçkimse ve hiçbir yapı bundan muaf değildir. Kaynama dereceleri, kritik eşikleri, yani yozlaşma ve tahripkar olma eşikleri değişebilir ama herkes bir noktada buraya gelir.
Üstelik, bunun kültürel veya ekonomik gelişmişlikle, siyasi ideolojilerle de ilgisi olmadığını söylüyor Kohr ve kültürel düzey, entelektüel zenginlik, ekonomik refah bakımından zamanlarının en önde ülkelerinde iktidarların sergilediği vahşetlerden çıldırtıcı örneklerle bu tezini kanıtlıyor.
Peki, nedir bu kaynama birimi? Böyle bir birim, bir eşik var mı? Var: misilleme yapılamayacak nokta. Yani güç o kadar büyüyecek, iktidar o kadar güçlenecek ki karşısında misillemede bulunabilecek bir güç kalmayacak. ABD’nin durumu budur işte.
Büyük ülkenin her şartta böyle bir güç/iktidar temerküzüne yol açtığını gösteren Kohr’un klasikleşmiş kitabı bundan ibaret değil kuşkusuz. Büyüklüğün, büyük ülke olmanın sosyal, siyasal, ekonomik alanlarda nasıl kötücül sonuçlar yarattığını ve neden küçük ölçekli ülkelerden/siyasi birimlerden oluşan bir dünya kurmanın gerekli olduğunu anlatıyor. (Bu meseleyi daha önce üç bölümlük bir yazıyla ele almıştım.)
Kişiler, kişilikler hiç önemsiz değildir kuşkusuz, Trumpgilleri iktidara taşıyan toplumsal koşullar vardır. İktidara gelenin denetlenemez güce erişmesidir sorun. Trump........
