Çerçeve | Yara Humması – Akseli Gallén-Kallela
Çerçeve | Yara Humması – Akseli Gallén-Kallela Ç
Fin ressam Akseli Gallén-Kallela’nın yaralı ve ateşli bir adamı resmettiği 1889 tarihli tablosu.
Bağırıp çağırmayan mavi acı gözlerimizin ta derinine bakıyor. Çatıkatındaki tahta kerevetin içinde sargılı elinin çaresizliğine susuyor. Gece düştüğünde bir ateş bir mum bir gaz lambası yok diye ağlayacak.
Böcekleri korkutup kaçıracak ahşap ev. Kapısını gıcırdatanı sert öksürüklere boğacak ahşap ev. Rüzgarın ilk ateşte alıp götüreceği ahşap ev. Bir, iki, üç; ahşap evin çatıkatına sıkışmış mavi bir…
Dünyada kaydı yok, isimsiz. Yağlı saçlarına lacivert bir şapka geçirmiş. Sargılı eli boşta. Fiziksel bir acının ağırlığına eziliyor. O kadar eksik ki, sakalı mor dudağının çevresinde bir daireyi tamamlayamamış; yarım, yarım. Başucundaki sandalyeden çiviler baş gösteriyor. Zavallı sandalye. Zavallı sandalyede insanlığın ad uyduramayacağı, hepten işlevini yitirmiş bir nesne var, bir de kova; tutamacı tutulmamaya yontuk.
Mavi bohçaları yastık bellemiş. Ateşten yanan suratı rahatsız. Uyuz bir kaşıntı her yanını kemiriyor. Kolunu bile kaldıramayacak denli bitkin. Kuru-kemik bileği bol ceketinin kol ağzından fırlamış, sırf böylesi zahmetsiz diye, havada asılı. Vücudu giderek eriyecek, ateşi yükselecek, yanıp buharlaşacak. Biliyor.
Alçak tavan üstüne kapanacağa benziyor. Tabut, açık bir tabutta mı yatıyor? Kapak her an üstüne kapanabilir ama umru değil. Çünkü vücudundaki acı tüm korkuların bileğini bükebilecek kudrette. Geçmişin ve geleceğin sapı kopuk; bomboş bakışlarla, şimdide kıvranıyor. Tek korkusu var tabuttakinin: Gece.
Gece boyu bir o yana dönecek, bir bu yana. Sıcaklık kafasına tırmanacak, vücudu tir tir edecek. Ne hazin hal: Elindeki sargının ekşi kokusuyla başbaşa. Zifiri karanlık çatıkatına çökünce donuk gözleri gaz lambası arayacak. Ve ay ışığı dar pencereden öyle dostane girecek ki, çatıkatında, örümceklerin ağ ördüğü pis köşede bir gaz lambası parlayacak, ama o, ne ayaklanacak kuvveti bulabilecek ne de yardım çağıracak nefesi.
Gece yayıldıkça ahşap evden çatur çutur sesler duyacak; rüzgarı hayaletle, kirpileri hırsızla karıştıracak. Sesler, gölgeler, suretler…bütün dünya hainlik etmek istiyora benzeyecek. Oysa kimse yerini bile bilmiyor, bizim dışımızda.
Vahvahlanmalı mı? Yatağa düşmüş bir muhtaciyet görünce giysilerinizin altında sağa sola kurumlanıyor, acımayla merhameti karıştırıyor, sonra da kurtarıcı rolüne soyunuyorsanız tamam, ama inanın ki bize bakmıyor. Hayır, gözlerimizin ta derinine baktığını sanmak budalalık olurdu. Baksanıza göz bebeklerinde parlıyor gökyüzü, yani diyorum ki, masmavi gözleri gökyüzünden son bir yudum alıyor, o kadar.
Her yanı hışır hışır kaşınıyor. Yarından umudu yok ki yardım beklesin. Kaldı ki, hasta yatağında solan bir çiçek deyip kitsch bir romantizme yaslanırsak–tongaya düşersek–ahşap ev başımıza yıkılıverir. Daha sert, daha kimsesiz duygulanımlarda sekiyor bu çizgiler, renkler, biçimler…çatıkatı yalnızlığı.
Çerçeve | İç Mekan – Edgar Degas
Çerçeve | Işık İmparatorluğu – René Magritte
Çerçeve | Geveze Makine – Paul Klee
