Bir uyumsuz rastlaşma: Metin Altıok
Bir uyumsuz rastlaşma: Metin AltıokB
Yangınlardan gelip depremlere giden, depremlerden gelip yangınlara giden Metin Altıok adıyla ilk olarak Evrensel Kültür dergisinde karşılaştım. 1993 mayısında 17’nci sayısını yayırlayan Evrensel Kültür ‘80 sonrası şiir’ dosyasını açmış, memleket şairleriyle bir soruşturma yapmıştı.
Ben artık mümkünü yok ölürümTabutum bile olmaz taşınacakBir çil horozun sesine gömülürüm
Metin Altıok’tan okuduğum ilk dizeler bunlardı ve okur okumaz ezber etmiştim. Sonra sonra şiirin tamamını okuduğumda, sağır kulağa sözü olmayan Altıok Metin’in nereye gideceğini sormuştum kendime.
“80 sonrası şiir daha çok direnişin, mücadelenin, toplumsal koşulların yetersizliğinin altını çizen, bunun yanında, hüzünlü, umutsuzluğu yasaklayan bir şiirdi.” Böyle diyor Metin Altıok kendisiyle yapılan söyleşide, 80 öncesi şiiri uzun uzun tahlil ettikten sonra sorulara yanıt veriyor, 80 sonrası şiire bakışını açıklıyor ve bir de ‘12 Eylül öncesinde…‘ başlıklı bir yazıyla söyleşide dediklerini pekiştiriyordu.
Dosyada Sunay Akın, Ramis Dara, Seyyit Nezir gibi şairler de söz alıp Tevfik Taş’ın sorularını yanıtlamış, Orhan Kahyaoğlu bu söyleşiye katılmış, Mehmet H. Doğan da bir yazı yazmıştı.
Şiire meraklı bir genç olarak kısıtlı koşullarda okumaya çalıştığım bu değerlendirmeler bir hayli soruya neden olmuştu bende, ama adına ilk defa denk geldiğim şairin dizelerine çarpılmıştım.
Araya giren zamanın acısına sonra değineceğim ama Metin Altıok’u okumaya başlamam 1994’ü buldu, çünkü yanımda yöremde kimsede şairin kitapları yoktu. 1994’te Şiirin İlk Atlası ve hesap-işi şiirler kitaplarını okudum.
Şiirin İlk Atlası’nı açar açmaz zaten en basit ve en çarpıcı soruyla karşılaştım ve işin rengi değişti: ‘Şiir nedir?’ sorusu her şairin başına bela bir çıkmaz değil midir? Şiire meraklı her insanın tırmalayarak okuyacağı bir kitabı bulmuş olması, şiirle teorik olarak da iletişim kurması müthiş bir olanaktı. Promete Yayınları 1992’de basmıştı bu kitabı.
Sonra hesap-işi şiirler geldi. Matematiğin ve müziğin incelikle kullanıldığı şiirler toplamıydı kitap. Hepsi birbirinden farklı deneysel şiirler müthiş bir lirizmle yoğrulduğu gibi, bireyin kişisel ve toplumsal trajedisiyle de yüzleştiriyordu bizi. 1993’te yayınlamış Promete Yayınları kitabı. Arka kapakta Metin Altıok’un katledilmeden önce Sivas’ta, Madımak Oteli’nde çekiimiş fotoğrafı duruyordu. Elinde bir fırçayla, merdivende oturmuş Metin hoca, yanında Behçet Aysan ve Asaf Koçak olduğu halde boşluğa bakıyor…
Ke sil miş dalın budak olur vere ceği nafakasöyle sende nem kaldı
Metin Altıok’u taşlayan öğrencisi şair oldu
Zaman bizi Gebze’de bir araya getirdiğinde kaynaşmamız kısa sürdü, avluda Ayhan Varol’la voltaya çıkıp şiir üzerine uzun uzun konuşmaya başladık. Ayhan şiire olduğu kadar felsefeye de meraklıydı. Cemal Süreya’nın sihirbaz Mandrake’ye benzettiği Metin Altıok üzerine konuştuğumuz bir voltada Ayhan, Bingöl’deki lise yıllarını anlatmaya başladı. O anlattıkça ben hayret ettim. İkimiz birlikte utandık. İkimiz birlikte Metin Altıok’tan özür diledik. Benim bir dahlim yoktu ama hem arkadaşım hem de Metin Altıok için canım o kadar yanmıştı ki elimden gelen tek şey özür dilemekti.
14 Mart 1941’de Bergama’da dünyaya gelen Metin Altıok için bir yazı yazmayı aklımda çevirdiğimde Ayhan’ın anlattıklarını gündeme getirmek istedim. Olan biteni bana yazmasını rica ettim Ayhan’dan. Bir şair olmanın yanı sıra dövme sanatında harikalar yaratan arkadaşım, nicedir yaşadığı Almanya’dan bir e-posta yazarak o günlerin utancını bir kez daha anımsattı bana. Aşağıya aktarıyorum:
“1981-82 ve 83 yıllarında Bingöl İmam-Hatip Lisesi’nde ortaokul öğrencisiydim. Metin hocayı o zaman okula gidip gelirken Çiço’nun dükkanından bira alırken gördüm. Saçları briyantinli, bakımlı ve ince bir adamdı. Bizdeki karşılığı ise saçlarını haram olan alkolle yıkayıp kafirlerin yoğun olduğu Bingöl Lisesi’ne ders vermeye giden bir adamdı.
Çiço dükkanında bira satardı. Bu bizim için hiç de iyi bir şey değildi. Sarhoş, kafir, ahlaksız, dinsiz gibi nitelemelerle konuşuyorduk kendi aramızda. Bir gün (Metin hoca) yine okuldan dönerken o briyantinden dolayı parlayan ama bizim için alkolle yıkandığı için parlak duran saçlarını eliyle sağdan arkaya atarken onu beklediğimizi fark etti. Beş altı kişiydik. Ergo ve Ciyo’yu hatırlıyorum. Elimizde küçük taşlar vardı… Metin hoca, Çiço’ya doğru geliyordu. Taşları ona doğru atmaya başladık… Dinsiz, imansız, sarhoş, ahlaksız gibi başka küfürlerle beraber… Sağ elini kafasını korumak için kullanıp aynı zamanda eve doğru hızlanıyordu. Bu birkaç kez oldu… Hocayı bazen bira alıp Çiço’nun ordan çıkarken yakalıyorduk, attığımız taşlar yara veriyor muydu bilmiyorum… Ama tuhaf olan hiçbirinde bize yönelerek kovalama girişiminde bulunmadı, kızgınlık belirtisi görmedi. Bazen eşiyle birlikteyken yapıyorduk aynı şeyleri. Biz kovalamaya ya da taşlamaya ya da sesli olarak tacize başladığımızda hemen evine doğru hızlanıyordu. Sonuçta 12-14 yaş arası çocuklardık. Heni belki kızsa, sinirlense ya da bize doğru hamleye yeltense belki kaçardık… Ama hiçbirini yapmıyordu. Tam tersi birkaç kez bizimle konuşmaya çalıştı. ‘İnsan tanımadığı insanı sevebilir mi?’ diye soru sorardı… Biz bağırırcasına kızgınlıkla ‘Hayır!’ diye cavap verirdik… ‘O zaman tanımadığı insandan nefret edebilir mi?’ diye bir soru gelirdi arkasından… Her defasında bu soru beni sustururdu… Cevabım yoktu ilk sorunun ardındaki soruya.
Kardeşim benden sonra Bingöl lisesinde başladığında o anlatmıştı ilk defa. İyi bir insan olduğunu. Felsefeyi ilk ondan duydum. Şiir, bana önce ondan geldi.”
Karınca yuvasında Metin Altıok
30 yıl üç ayı aşkın süre hapiste tutsak edilen İlhan Sami Çomak’ın şiirlerine editörlük yaptım, yapmaya devam ediyorum. Karınca Yuvasını Dağıtmamak adlı düzyazı kitabını okuduğumda karşıma gene bambaşka bir Metin Altıok çıktı. Bunu düşünmem gerekirdi. İlhan kuşak olarak Metin Altıok’un öğrencisi ya da en azından ona Bingöl’de aşina olabilirdi. Karınca Yuvasını Dağıtmamak Moda Sahnesi’nde Hayat Seni Çok Seviyorum adıyla Kemal Aydoğan yönetmenliğinde sahneye koyulduğunda bu tanışıklığı biraz daha yakından gözledim.
İlhan çıktı nihayet, yürümek ve sohbet etmek, yemek yemek ve anıları tazelemek üzere nice zaman bir araya geldik, geliyoruz, geleceğiz…
İlhan Sami Çomak her zaman saygı ve kıymetle andığı Metin Altıok adına konulan şiir ödülünün 15’incisini Hayattayız Nihayet kitabıyla aldı. Ödül töreni gecesinde vasisi İpek Özel’i telefon hakkı gereği aradığında 10 dakikalık konuşmaya ben, Haydar Ergülen, Zeynep Altıok ve İpek Özel ile ailesinden insanlar katılarak tebrik ettik İlhan’ı. Öğretmeni adına düzenlenen bir ödülü almak ne büyük onur.
Karınca Yuvasını Dağıtmamak kitabında Metin Altıok’a elbette yer verdi İlhan ve öğretmenini şöyle yazdı:
“(…) Onu hep arkaya yatırdığı saçları, güldüğünde bile yüzünden eksik olmayan hüznü, nezaketi asla terk etmeyen sevecen ve yumuşak tavrıyla hatırlıyorum. Biz öğrencileri tarafından sevilirdi Metin Hoca.
Ben, onun ayak izlerine basıp yol almış ve bunca zaman geçmesine rağmen bunu unutmayan biriyim. Bunu şairliğine gönderme yapıp kendime pay çıkarmak anlamında belirtmiyorum. Evden çıkıp okula giderken öğretmenler lojmanında oturan Metin Hoca ile sıklıkla karşılaşır, önde o, arkada biz öğrenciler, kaldırıma birikmiş karları yara yara yürürdük. Hoca bizlerle pek konuşmaz, yağan karda sessizliği ile yol alırdı. Bazen kartopu savaşına girerdik. Gözlerindeki ışıltıyı görebileceğimiz bir mutlulukla izlerdi bizi, sadece izlerdi. Sonra lojmandan çıktı ve önündeki geniş sokakta top oynadığımız bir arkadaşımızın evinin yanındaki binaya taşındı. Biz top oynarken denk geldiğinde tebessümle sol elini hafiften kaldırarak asla tam olarak duymadığım bir tonda ‘Merhaba’ der, biz de o geçene kadar oyuna ara verirdik. O her seferinde ‘Oynayın çocuklar’ der ama biz hep geçmesini beklerdik.
Ondaki hüzün ve sessizlik, gurbette bulunmasından kaynaklanmıyordu bana kalırsa, kişiliğinin vazgeçilmez unsuruydu ve insan sevgisiyle birleşerek hep şiirini besledi.
Metin Hoca’daki bu kalıcı hüzün, nereden çıktıysa, ‘Sürekli içki içiyor, Alevidir herhalde’ gibi söylentiler doğurdu. Bunu unutmuyorum. Ve ben tam da bu sebeple Metin Hoca’yı daha bir sevdim, yakın hissettim kendime!”[1]
Yangın ve dumandan sonra
Bir memleketin şairine, yazarına, karikatüristine, sanatçısına öfkesi yangın çıkarabilir mi? Kibrit bir yerden geldiyse devlet benzinden muaf tutulabilir mi? Unutmadığımız insanlık suçunda, katliamda -evet Sivas Katliamı’nda- yitirdik şair Metin Altıok’u. Şairlere öğretmenlik yapan bir şairin Bir Acıya Kiracı kitabında bütün şiirleri ve çağına sığmayan hüznü kaldı bize.
Yıllardır herkesin bu garip ülkedeSanki kadermiş gibi çektiği;Yanlış iliklenmiş gömlekteBir düğmeyle iliğin gülünç çaresizliği
14 Mart doğumlu Altıok Metin bugün yaşasa 85 yaşında olacaktı. 33 yıl önce Sivas’ta canlarımızla birlikte canına kıydılar, katlettiler onu. O yangından kurtarıldıysa da birkaç gün dayanabildi hayata.
Bir katliamdan zaman aşımı ve cezasızlıkla sıyrılanlara da zehrolsun.
[1] İlhan Sami Çomak, Karınca Yuvasını Dağıtmamak, İletişim yayınları, 1. Basım 2021, Sf. 102-103
