Herkes okeye oturmuş, bir ben kavurmanın peşindeyim
Herkes okeye oturmuş, bir ben kavurmanın peşindeyimH
Okeye beklenen dördüncü özgüveniyle daldım içeri. Halbuki hayatımda ilk kez geçtiğim bir caddedeyim ve ilk kez gördüğüm bir tabelanın çağrısına uydum. Ama yanılma ihtimalim yok, biliyorum, doğru yerdeyim.
Yine Kartal’dayım. Kartal ve çevresindeki meyhanelerin birkaçını yazdım ama listemde hâlâ gitmem gereken adresler var. Marmaray durağına yakın olanlardan bir ikisini gözüme kestirmiştim, hangisine gideceğim konusunda hâlâ kararsızım. Erken de geldim…
Gelmişken keşfe çıktım. Sahil tarafında birkaç mekân var, yan yana. Birkaçı da ara sokaklarda. Tren yolu alt geçidinden yukarı tarafa geçtim, türkü barlar filan… Mavi renkli tabelasıyla Büyük Efes Ocakbaşı’nı gördüm. Olabilirdi, ama kapalı. Yanında da diğer bira firmasının sarı renkli tabelasıyla bir tekel bayii, Çırçır Büfe var.
O da ne? Çırçır Büfe’nin üstünde, aynı bira firmasının renginde bir tabela daha asılı: ‘AŞAĞI TORUNOBA VE ÇEVRE KÖYLERİ YAR. DER.’ Küçük tabelasında ise ‘OBA LOKALİ‘ yazıyor. Düşünecek bir şey yok artık, burası!
İçeri girmeden statüsünü anladım. Geçmişte epey bir gitmişliğim var bu tür dernek lokallerine. Zamanla içki servisi yapamaz hale geldi çoğu. Gazetecilik yaparken, Anadolu şehirlerinde görevdeyken bu tarz dernek lokallerini tercih ederdim. Aynı insanlara hizmet ettiği için asgari bir standartları olurdu.
‘Cercle d’Orient‘ (Serkldoryan) adıyla 1882’de Beyoğlu’nda kurulan, uzun yıllardır Kadıköy Çiftehavuzlar’da hizmet veren Büyük Kulüp de aslında bu statüde. Tam adı ‘Büyük Kulüp Derneği Lokali‘. Fakat Oba ile aralarında ‘küçük‘ bir fark var. Büyük Kulüp lokaline giriş aidatı 3 milyon, yıllık aidat da 12 bin lira. Üyelerin yalancısıyım.
Oba Lokali, Çırçır Caddesi’nde beş katlı bir binanın birinci katında. Merdivenlerden çıkınca lokal ikiye ayrılıyor, sağ taraf ‘Aile Salonu’ymuş. Benim yerim soldaki kapı demek ki. Girişte her ne kadar ‘Üye Olmayan Giremez‘ uyarısı varsa da geçmiş tecrübelerimden biliyorum, bir misafir kontenjanları vardır mutlaka. İşi Büyük Kulüp kadar sıkı tutuyorlarsa, girenlerden birine rica edip misafiriymiş gibi sızarım içeri.
Neyse ki bu tür numaralara gerek kalmadı. Kapısında nizamiye de yok zaten, samimi bir “Hoş geldiniz”le karşılandım. İçerdeki yeşil çuha kaplı oyun masalarını görünce bir kuşku düştü içime. Sordum: Evet, rakı servisleri de var.
Önce çuha kaplı masaları gösterdiler de tek başıma oturmak biraz münasebetsiz olur diye düşündüm. Kapının hemen solunda kırmızı MDF’den (Medium Density Fiberboard’un kısaltması) yapılma iki masa var, sanki bana daha uygun olur. Hem de salonun ortasında, neredeyse tüm salona hâkim.
Konsept olarak açık mutfak tercih edilmiş. Küçük bir meze dolabının ayırdığı mutfakta kadın şef var. Şimdi böyle söyleyince ayrımcı olduğum düşünülmesin, aksine kadın şef daha güven verici ama önyargılarım burada bir kadın şef beklemiyordu.
İstersen uzatma, rakını söyle. 35’lik olsun…
Ortama alışmaya çalışıyorum. Oldukça geniş ve ferah salonda 11 tane çuha kaplı oyun masası, benim oturduğum da dahil, iki MDF masa var. Bir ikisinde okey........
